Sunday, May 10, 2009

"bereketli" bir yıl


çok uzun zamandır geçirdiğim en eğlenceli en keyifli doğum günü, cuma gecesi-ilk kutlama- j.a. & f.a. & m.u.t ile yemek, hamdi, apres iyis, m., b., kobracan t. , rocker boy n., 12'ye girerken kesilen ilk pasta "halley pasta", never let me down, the clash, kafamda tüy toka from london;

cumartesi gecesi-büyük kutlama-, bildiğimi sandığım ama bilmediğim yemek mekanı, takside kapatılan gözlerim, yolda kayboluşumuz, tarihi karaköy balıkçısı ve cavit'e ihanet, güzel manzara, ilginç mönü, ilginç servis, fantastik 4'lü, kadim dostum sekvotka, sevdiğimiz insan kool şahsiyet k, evlere şenlik t., kobracan t., rocker boy n., den, rey derken içilen rakılar, ve yine içilen rakılar, yan, roxy.

p.s. kesinlikle son yıllardaki en güzel doğum günümdür bu yılki.

p.s.(2) kesilen pasta sayısı üç: cuma geces iyis ve halley pasta; cumartesi gündüz the marmara kuaför ve kitchenette pasta; cumartesi gece hep beraber büyük pasta. şahane desem. hele kuaförümün pasta getirtmesi ışıkları söndürtüp bir anda karşıma çıkması en şaşırtıcı olanı herhalde.

p.s.(3) bereketli insan halimi şuradan yazamam ama yaşananlardan görülüyor ki kesinlikle etrafıma bereket getiren bir insanım. nedir ama dün geceki olaylar, yaşananlar? gayet şahane.

p.s.(4) "yapışmayalım" deyip deyip bir insan nasıl yapışabilir? hani "komiksin" diyorlar da yaşamak ilginç olabiliyor. "çoook teşekkür ederimmmmmm" ve 404 gibi yapışmam bence müthiş oldu. bravo diyorum kendime.

Güzeldi. Kooldu.Bitmişti. Keyifliydi. Dingindi. Huzurluydu. Seksiydi. Bereketli de olacak herhalde, bekliyoruz.


Saturday, May 9, 2009

Mümkünse


Çok gülerek yazdığım, sarfettiğim bir cümle bu. Mümkünse yapışmayalım. Yapışık olmayalım.
Her şeye herkese uyarlanabilecek bir cümle. "yapışmak yok" "yapışmayalım". Dün geceki kutlama #1 in sabahında konuştuğum M.'ye söyleyince yazayım dedim.
Ama gerçekten yapışmamak lazım; özellikle de yatakta.

Tarihte bugün




Dave Gahan. Tarihte bugün kendisinin doğum günüdür-9 mayıs-.
Kendisi sahnedeki hareketleri ile filan ağzımın açık kalmasına sebebiyet veren bir insan. Ama öyle böyle değil. 40lı yaşlarının ortasını geçkince olup ama bu kadar mı çekici olabilir bir insan. Konser için zaten heyecanlıyım; işten ofisten çıkıp biraz yürüyüp konser alanına gitmek komik olacak ama heyecanlıyım.

Never Let Me Down Again bence en güzel DM şarkısıdır. Konsere kadar çalar çalar dinlerim!

Ha bir de aynı gün doğmuş olduğumuz için ayrıca bir mutluyum. Yaşasın boğa burcu insanları!

Friday, May 8, 2009

Sabah duygusu: biraz blues biraz heyecan


Come Rain Or Come Shine - Don henley



leaving las vegas, 1995
Uzun zamandır seyretmemiştim, dün gece televizyonda rastlayınca da değiştirmedim.

Öyle hayatımın filmlerinden değil ama sevdiğim filmlerdendir. Hele hele lisedeki halimle bayılırdım; öyle içmek, öyle acı çekmek müthiş gelirdi. İşte insan gençken bayağı gerzek oluyor. Manasız hareketlere manasız duygulara özeniyor, abuk subuk hareketlerde bulunuyor. Ne yazık ki var öyle içmeyi denemişliğim (sekvotka da filmin çıktığı yılki bodrum tatiline gidip "leaving las vegas" yaşamayı düşünüyordu. bravo). Cidden insanın yaşı 17 olunca bayağı şuursuz oluyor (bir de film güzel, oyunculuk güzel de hikaye bilmiyorum işte benim için fazla "marazi". öyle ruh hastası şahsiyetlerle ilişki çok alanıma girmez, sevmem ruh hastası adamlarla ilişkiyi. yok çok acılıymış, yok eski sevgilisi hayatını mahvetmiş, yok çocukluğu kötü geçmiş, annesi ölmüş babası ölmüş sevgisiz kalmış, yok manik depresifmiş ilaç alması lazımmış ama almıyormuş, alkolikmiş, vs ... hiçbir şey ifade etmez bana-2li ilişkilerde-, ne değiştirmeye çalışırım ne annesi olmaya. sevgi de bir yere kadar. kendine bakmayana ben bakmam, kendini sevmeyeni ben sevmem.)
whatever ...
Come Rain or Come Shine 'a ise bayılırım. Aslında çok eski bir şarkı. Filmdeki yorumu Don Henley'e ait ki bence çok güzel bir yorum. Ama asıl favorim sıcak yaz gecelerini hissettiren Alison Eastwood'un babasının filmindeki yorumu (midnight in the garden of good and evil). Bana göre fazla romantik: "her zaman yanındayım, işte her daim seveceğim, ne olursa olsun" filan beni biraz aşan şeyler. Tipik büyük laflar şarkısı. Hiç sevmem büyük lafları "şöylesin" böylesin" demeleri. Yalan değil, böyle şeyleri epey duymuşluğum vardır ama bu kadar büyük konuşup da bir farklılık yaratanı az gördüm. O yüzden ben konuşanı almayayım, şarkının melodisine tav olayım, sözlerine değil.

Thursday, May 7, 2009

Sabah keyfi, 2





Şarkı aslen bir The Beatles şarkısı -ki ben Beatles'dan hiç hazzetmem ama olay John Lennon'dır, inkar edilemez bir müzikal yetenektir. Ama bu şarkıyı çok severim. Çocukken bir dizinin müziği olarak duymuş bulana kadar canım çıkmıştı.

Burada söyleyen Joe Cocker. Hem de öyle böyle değil 1969 yılındaki Woodstock Festivali'nde söylüyor ki zaten bu versiyonu yayınlanıyor her yerde. Şarkının bu yorumundaki uzunluğunu, arkadaki vokalleri, hafif gospel havası vermesini seviyorum, kıpır kıpır oluyor içim. Artık bahar da geldi ya oh, I get by with a little help from my friends, diye söyler dururum artık.

Resim elbette ki Woodstock 'tan. Düşünüyorum da hiçbir zaman ne peace, ne batik tişört, ne kamping çamur insanı olmadım. Sanırım o dönemler Amerika'da yaşasaydım benden hippie olmazdı. Anarşist evet (gerçek anlamında anarşist, anarşik değil) ama hippie bilmiyorum, bana göre fazla dağınık, fazla yanındaki ile yapışık, koloni yaşamı vs. sıkılırım ben o kadar paylaşımdan.
whatever... Joe Cocker müthiştir bu With A Little Help From My Friends yorumu ile.

Yıl 1969, yer Woodstock, NY
'a yakınlarında bir kasaba, sahne kalabalık, belki sonra yazarım. Pıııssssst, Rock N' Roll Minnoş, sen seversin böyle çamur, kamping, madem with a little help from my friends filan dedik, sana gelsin bu post.

Tuesday, May 5, 2009

MET demişken...


Metropolitan Museum of Art veya gündelik dildeki kısaltması ile MET. Kısa tarihli bir ülke olan Amerika'nın en önemli şehirlerinden New York'ta 1874'de kurulan bir müze.
Bir müze
ifadesi biraz mütevazı olsa da , American decorative arts, American paintings and sculpture, Ancient Near Eastern art, Arms and armor, Arts of Africa, Oceania, and the Americas, Asian art, The Costume Institute, Drawings and prints, Egyptian art, European paintings, European sculpture and decorative arts, Greek and Roman art, Islamic art gibi daimi koleksiyonları bünyesinde barındıran bir müze işte.
Bir müze... Bazen merak ediyorum insanlar müzeye gidiyor mu? Yoksa gitgide küçülen bir azınlık mıyız müze gezen, seyahatlerde mutlaka müzeye gitmeye çalışan, ya da İstanbul'da Arkeoloji Müzesi'ne ara sıra giden, bahçesinde taşlara basarak yürüyen? Ya da insanlar çocuklarını alışveriş merkezi ve fast food lokantalar dışında müze gibi yerlere götürüyor mu, oralarda nasıl davranacağını öğretiyor mu?
Bir müze...

Hafta arası bir "MET" eğlencesi

Bizde yok ama yurtdışında "balo" denilen ve belli bir kesim tarafından çok ciddiye alınan çok şaşalı şekilde hazırlanılan bir şey var. Bunlardan en büyüğü de NY Metropolitan Museum of Art Museum'da kostüm bilmem nesi olarak düzenlenen balo. Valla kıyafetler o kadar fantastik ki kendimi tutamadım cumayı bekleyemedim verdim veriştirdim.
Hayal kırıklığı # 1. Artık hırstan ve egodan deliren Madonna iyice sıyırmış vaziyette alemlere akmış. Üzerindeki Marc Jacobs tasarımlı bir Louis Vuitton elbise. Yani elbise çirkin, o kafasına taktığı ve hiç anlamlandıramadığım bant çirkin, çizmeler ve çizmelerin topuğu ayrı çirkin. Çirkinden öte gülünç ve hayatta gülünç olmak kadar kötü şey yoktur. Ve Madonna'nın bu kadar gülünç olduğuna inanamıyorum.
Hah hayal kırıklığı # 2. Rihanna. Karpuz kollu diyeceğim tam karpuz değil sanki maşallah Diyarbakır karpuzu gibi kollar ve Dolce & Gabbana tasarımı çirkin kostümün bir de boyunda papyon ile süslenmesi müthiş olmuş! Ya cidden herhalde tarz sahibi olmamak böyle bir şey. Ne verirsen giyiyorlar, dikkati böyle çekeceklerini sanıyorlar beni benden alıyorlar. Kızı zaten beğenmiyorum, bu kötü garçon manqué kopyası hali ise iyice kötü.
Bitmiyor bitmiyor ve hayal kırıklığı # 3 geliyor. Gossip Girl'de Chuck'cığımın delicesine nefret yüklü tutkuyla sevdiği Blair Waldorf (gerçek adını bilmiyorum) tanımlamakta zorlandığım bir kıyafet ile kırmızı halıda çıkıyor. Şimdi ne bu? Tulum mu, tayt mı, yemin ediyorum anlamadım, ayrıca gözlerim yoruldu bakmaktan bu renk cümbüşüne. Ayrıca bu kabus kıyafet de Louis Vuitton. Allah'tan bu kıyafetlere para vermiyorlar sadece ödünç alıp görünüyorlar ortalıkta.
Yani Helena tamam 40 yaşındasın taş gibisin ama o Zac Posen imzalı elbisen bizim Kız Eğitim Enstitüsü'nün sene sonu defilesinin finalindeki klasik Atatürk temalı elbiselerine benziyor; hani üzerinde "atam çok yaşa" filan yazar. İşte bunda da "vogue" yazıyor ama ben bu kadar tasarıma bu kadar paraya bu kadar emeğe bu kadar varoş bir kıyafet görmedim. Bravo yani.
Kafasındaki o sıkmabaş görüntülü nesne olmasa Kate Moss gecenin güzelleri arasında olurdu ama bu arkadan püsküllü türbanı ile kool ötesi Kate Moss bile tutunamaz. Elbise yandaki Marc Jacobs'ın ama türban başkasının tasarımı. Ama toptan ifade ile bildiğin kötü.
Muhteşem renk lacivert bir mini Versace elbise ve güzel Gisele ve yeni kocası. Şimdi Gisele güzel insan filan da bu kıza şu sarışın saçlarına rağmen hâlâ kumral diyorlar ya, ben anlamıyorum. Boya filan fark etmez, neresi kumral? Kumrallığı mı kalmış, bildiğin sarışın. Ha bu arada kendisi yakın zamanlarda eski sevgilisinden olan 1 yaşındaki oğlunu "kendi çocuğum gibi seviyorum" gibi açıklamalar yapıp çocuğun annesini delirtmiş bir insan. Düşünüyorum da, ben 7 aylık hamileyken sevgilim beni terk edecek ben çocuğu tek başıma doğuracağım, çocuğa adamın soyadını değil kendi soyadımı vereceğim, her şeyi tek başıma göğüsleyeceğim, sonra adam görmek isteyecek ve zevzek sevgilisi "benim kendi çocuğum gibi seviyorum" gibi açıklamalar yapıp bunun üzerinden haber yapılacak. Yemin ediyorum Gisele Misele dinlemem, kafasına geçirirdim oocuğun plastikten kaydırağını, çocuğu ise zaten göstermezdim. Ne münasebet ya? Aklı kıt biraz galiba. Ayıp yahu, böyle açıklama yapılır mı? Ama güzel kız, beğeniyoruz.
İkinci güzel çift. Elbise şaşalı bir balo elbisesi ama güzel bir balo elbisesi, JT ise zaten smokini içinde müthiş. Yalnız sormak istiyorum "neden gözlük". Zaten güzel çocuksun, elin yüzün düzgün, bırak sakalını çıkart o Woody Allen gözlüğünü (ama kızlarda çok seksi buluyorum gözlüğü ve mümkünse kalın çerçeveli olanlarından takmak istiyorum, frankie'ye taktığım, sekrekter taklidi yaptığım gibi).
Güzel elbise, güzel sayılabilecek bir kız, tamamdır.
Yine 40larında güzel bir kadın Claudia Schiffer ve Versace elbisesi. Güzel kadın güzel elbise. Ayrıca akıllı bir kadın bu kadın. Öyle kendini 20lik kızlar gibi sokağa atmıyor ve klas kalıyor böylece.
Kate Beckinsale bu gecenin belki de en güzeli. Hem elbise güzel (baloya balo elbisesi işte; hem ihtişamlı hem de zarif) hem de kendisi. Marchesa'dır elbise, hepsini geçer.

Anna Wintour Chanel giymiş ama Chanel imzalı bir duvar kağıdı olmaktan ileriye gidememiş.

Bir MET gecesi bir balo daha derken herhalde cumaya yazacak bir şey kalmaz, biter gider bu hafta.