Showing posts with label Summer breeze. Show all posts
Showing posts with label Summer breeze. Show all posts

Sunday, November 18, 2018

Arada Yaşananlar # 2


Cidden bu seferki uzun sürmüş... En son Şili dönüşü bir Arada Yaşananlar post'u girip öylecene bırakmışım. Elbette bırakılan hayatın kendisi olmasa da hayat gayesi (!) insanı sürüklüyor. Ama günün sonunda yemişim hayat gayesini... Öyle veya böyle dönüyor dünya; seninle veya sensiz...

#1  Mayıs ayı demek doğumgünü ayı demek falan fişmekan. Çoklu kutlamalı (haliyle her yıl geçen seneki gibi dev parti yapmıyoruz. evet yapan var, güzel de bir şey ama her sene parti benim gibi partici bir insan için bile sıkıcı. ), keyifli, değişimli, büyük değişiklilerin yaşandığı yıl oldu bu yıl. Bizim hanede tam olmasa da işte, yakın hanelerde dev değişimler, acayip gelişmeler oldu. 

#2 Mayıs ayında her şey bir şekilde kendi halinde yaşanırken, sabırsızca sıcak yaz günlerinin gelmesini beklerlen ansızın sabaha karşı gelen ve tümden bir hayat değişikliği. # 8 için ... Zor, hüzünlü, beklenmedik ve acılı günler bir anda #8'in tüm hayat akışını, belki de yaşama dair algısını değiştirdi. Şimdi iyi, çoğunlukla da tepkisiz herhalde ama kendince yorumlamış, yaşamıştır diye düşünüyorum. Umuyorum.

#3 Haziran demek aslında bir şekilde son 4 yıldır Cenevre demek. Carlo demek, Virginie, Vittorio ve Roberto yani diğer ailem demek. Geçen sene neden olduğunu hatırlayamadığım bir şekilde gitmeyi beceremesem de bu yıl Haziran'ın ilk günlerinde Cenevre yine güzel yine keyifli geçti gitti. Evladımı görüp mutlu oldum. 6 yaşında bir varlık artık kendisi. 

# 4 Yaz güzeldi... Bol tatilli, denizli, ada günlerinin varlığını sıcakta hissettirici, kimi zaman büyüyen aile bireylerinin varlığı ile sıkıcı olsa da genel olarak ada güzeldi. J.A. & F.A. ile hafifti, sayfiyenin sakinliği idi. Hele hele #8 ile Chios şahaneydi. İnsan nasıl da mutlu oluyor değil mi Türkiye'den çıktığı anda? Nasıl hafifliyor? Nasıl mutlu hissediyor resmen. Günün sonunda bildiğin kıçı kırık, küçücük Yunan adası. Ama o hayatın hafifliği, o rahatlık o kadar artık bize yabancı geliyor ki, aç kurtlar gibi saldırıyoruz. Ve üzücü belki ama (bence değil)  fark ediyorum ki, bu coğrafyaya bu insanlara hiçbir bağlılık hissetmiyorum. Sadece ben de değil; binlerce insan var böyle. "Mış gibi" oynayanları, kefenleri ile çıkanları da dahil. 

# Ani kayıplar... Bu yaz haberi beklenmedik şekilde gelen ve haliyle gündelik hayatların akışını değiştiren, yaşayanına derin acılar, duygular yaşatan ani kayıplar oldu. Önce #8 ardından Tribün Çocuğu .Giden için aslında güzel, ani ve sorunsuz, çekmeden. Ama kalan için boktan; ani, kaotik, acılı, ürkütücü. 

# Dev kararlar... Ya yemişim dev kararları... Öyle dev mev değil de tatil dönüşü değiştirmeye girişmek. Karşımdakini değiştiremeyeceğime göre kendimi ve şartlarımı değiştirmeliyim deyip yeni yıla başlamak, bu doğrultuda hareket etmek ve sonuçlarına katlanmak. En güzeli. Yeter ki "mış gibi" olmasın hayatlarımız. 

Sunday, September 16, 2018

Gereksiz Yaz Nesneleri # 4

Hasır çanta...

En komiği de hasır çantalara bayılıp takıp yaz biterken bu başlığı atmam. Ama yapacak bir şey yok, şu hasır çanta modeli ve bunun gibi işlemeli kakmalı ve tabii kullanışsız modelleri o kadar çirkin, o kadar herkesin sırtında ve o kadar gereksiz ki... 

Bütün Türk kızları kadınları yok Yunan adalarında yok Alaçatı/Cunda bohemliğinde, İstanbul'un hareketli kent hayatında bu şekilsiz nesneyi takıp kendilerini müthiş Vogue hissetmiyorlar mı..? Allahım işte o an sana geliyorum. 

Yoksa hasır çantalara dev tavım. Herhalde ilk hasır çantamı (J.A.'dan filan gelmeyen) Strasbourg'da pazar çantası olarak aldım; bildiğin klasik Fransızların pazara giderken ucundan dev pırasaların çıktığı çanta. Her yere taşıdım, plaja, pazara, markete, uçağa. Bugün o çanta ada kullanımında, plaja filan giderken alıyorum. En son geçen sene şahane bir tanesini San Remo'dan aldım ve işte diğerleriyle beraber pazara (evet, gerçek pazardan bahsediyorum; Bomonti organik olur, beşiktaş olur), eşe dosta hatta Yunan adalarına giderken gayet keyifle takıyorum, içini dolduruyorum ve her şey güzelce devam ediyor. Yırtılmadan, bozulmadan.


Ama bu çirkin ve fonksiyonsuz çantalar yok mu? Feci sıradan, feci gereksiz feci Instagram.


Saturday, September 15, 2018

Harika bir sabah


Uzun, çok uzun zamandır blog'a böyle bir başlık atmamış, içimdeki coşkuyu heyecanını tiril tiril ruh halini yansıtmak istememiştim. 

Bugün öyle...En azından şimdilik öyle. Elbette bizler Türkiye'de her an her şeyin, bütün güzelliklerin korkunçluğu en yüksek değerlerde yaşanan katastrofik deneyimlere dönüşebilme hızına alışkınız. Hatta "mutluluğun" ayıp sanıldığı, "aman yayılmasın mutluluk da umut da" duygusu ile toplumun tüm sosyal katmanlarında üstüne basa basa schadenfreude arzusunu komşuda, arkadaşta, mesai arkadaşında, zabıtada, poliste, tependekilerde görmeye alışkınız.
Ama bu sefer cidden umrumda değil..!

Güzel mi güzel bir pastırma yazı sabahı, bugün. 

Hafifliğin, inceliğin, keyfin, içtenliğin ve garip bir şekilde görgünün duygusu hakim. Sanki 2013 öncesi gibi heyecanla yaşanan günlerin daha da güzelleşmiş hali. Sanki aradaki yıllarda yaşanan tüm toplumsal leşlikler, mide bulandırıcı insanlar, tiksinç söylemler, kurgulan kötülük ve kötücül hayatlar yokmuş gibi, sanki 2013'te güzel geçen bir yaz gecesinin devamı bir sabahmış gibi... 

Elbette hiçbir şey aynı değil. Olması mümkün değil ve olmasın da zaten. Ama asıl güzel olan insanın karşısına çıkan benzer temalı olaylara farklı yaklaşabilmesi. Yani olaylar birbirine benzese de, tecrübeler, davranış biçimleri birbirini andırsa da, ilerlemeyi sağlayan insanoğlunun eskiden verdiği tepkiden farklı bir tepkiyi ortaya koyabilmesi, kendisini ileriye taşıması ya da Ziraat Bankası'nın 30 yıllık gişe memuru edasıyla aynı mühürü kayıtsızca basmaması. 

İşte bu sabah öyle bir sabah. 

Güzel kahvenin içileceği, güzel müziklerin dinleneceği, güzel kıyafetlerin giyileceği, güzel insanlar güzel sohbetlerin yapılacağı, güzel yemeklerin yenip güzel içkilerin içileceği bir gün, bugün. Ha, "güzel" nedir mi sorusuna cevap da ne Instagram'daki, ne Vogue'daki, ne logolu bir şeyler. Bizim için güzel neyse onun güzel olduğu gerçeği. 

P.S. Artık dev minnoşum ama yapacak bir şey yok; yaşlılığım gençlik güzelliğimi kat be kat geçiyor; hem ruhuma hem kendime hayranlıkla bakmaktan kendimi alamıyorum. that's life






Monday, April 2, 2018

Çirkin Yaz Nesneleri # 3

Yine yaz geldi ( hadi abartalım da gerçekten de gelmiş olsun çünkü 2 Nisan itibariyle New York kar ile uyandı) ve çirkin moda nesnelerin hakimiyeti başladı. 

Evet, bu yıl çirkinliğini açıklıyorum: şu çirkin ötesi güneş gözlükleri. Aman Yarabbim, korkunç ötesi bir nesne...O kadar çirkin ki... Biliyorum bu yaz herkes bunlardan takacak ve müthiş kool olduğunu düşünecek ama nayn bebeğim, bu çirkinlikle kool olamazsın. Olsa olsa wanabee kool. 



Wednesday, September 20, 2017

Son sabahlar



İtiraf ediyorum ki bunlar son sabahlar; son yaz sabahları... O garip, kimi zaman kuşlarla bezenen sessizliği ile hafif yükselen güneşi ile mutluluğunu yaşadığımız son sabahlardayız ve cidden artık sonbahara koşar adım haldeyiz. Ne sevimsiz değil mi? 

Ancak yine de eldekiyle mutlu olmayı deniyoruz değil mi? Eski şahane günlerimizde olmadığımıza göre eldekinin güzelliğini yaşıyoruz. 

Ha bir de uzun süredir ilk defa bir sabah vakti bizim mahallede hafriyat sesi inşaat sesi yoktu. Neredeyse 2 yıldır bitmeyen bir denizi doldurma, etrafı yıkma faaliyeti olup 7/24 çalışan Galataport ilk defa sessizdi. Bizim için mutluluktu çünkü sessizliğin süresiz özlemindeyiz. Galataport mu? İnşallah bitince de batarlar, sahipleri yapanları yatırımcıları hayrını görmezler ... Merhaba kötülük ...

Tuesday, September 12, 2017

Pastırma veya Değil Hala Yaz




Öyle veya böyle hala yaz, hala tiril tiril ... Keyfimiz de ruhumuz da. Ya da olduğu kadar diyelim de sallayalım, sanki öyleymiş sanki eski Türkiye 'deymişiz, elimizde evimizde mahallemizde bir apéro hali gibi tiril tiril hani. 

Bunun dışında fazlasıyla çok Eylül doğumgünleri, açılışlar, kapanışlar, Bienal, Ai Wei Wei sergisi açılışı, Contemporary Istanbul, uçuşan etekler, fazlasıyla effortless chic insan dünyası, mış gibi hayatların C suit uzantısı filan derken yine de bitmeyen yaz, bitmesi istenilmeyen yaz. 

Küresel ısınmanın - henüz Harvey & Irma seviyesinde - etkisinin bizde gözükmediği bir mevsim olan yaz öyle bir mevsim ki, yüreğimizdeki pır pır duygusu tiril tiril gülümseten mutlu eden hal hep yaşıyor.

P.S. Elbette bu coğrafyanın, bu ülkenin bir Harvey/Irma afeti yaşaması eksik. O da olur tabii, her şey muhteşem iken 5 seviyesindeki kasırga ile iyice taçlanır...


Sunday, September 3, 2017

Le Retour- Not !




Yalan değil, hiçbir şekilde şehre ve bu topluma dönmek istemiyorum. Ne denizden, ne tatilden, ne o hafif tiril tiril yaz ruh halinden, summer breeze'den çıkıp sözde ihtişamlı olan bu çirkinliğe dönmek istemiyorum.

Ayrıca her 1 Eylül'de tartışmasız her mecrada çıkan "Yaz Bitti" başlıklı, temalı aptal laflardan yazıların söylemlerin klişeliğinden, vasatlığından nefret ediyorum. Ama evet, şaşırtıcı değil, vasatların yönettiği bir dünyada, bir toplumda seviye beklememeliyiz herhalde.

whatever...

Iassos'tan gecenin bir yarısı dönüp hala şehrin sessizliğini yaşayabilmek güzel olsa da bunların geçici olduğunu biliyoruz. 

Dönmek istemiyorum. Yaz, zaten bitmesin. Kendimin de bu kadar "yaz insanı" olduğunu bilmezdim. Mayomdan, hasır çantalarımdan, terliklerimden ve var ile yok arası kaftanlarımdan ayrılmak istemiyorum. Bir de üstüne kendime şaşkınım desem ...




Sunday, August 20, 2017

Ve Nice ...


Yıllarca Fransa'da yaşayıp geç gidilmiş güzergahlardan oldu Cote d'Azur... Meğer ne geç kalmışım, ne kadar yazık etmişim kuzeyde kalarak...

Tamam, kabul ediyorum, 19-25 yaşlarının serseriliğine, "nihilistliğine"; hatta üniversiteye son ergenlik dönemi ile başlayıp tam anlamıyla glamour bir serserilik ile geçen 6 yıl boyunca dolu dolu yaşanmış saçmalık, komiklik, itlik ve serserliğe vermek lazım. Ne güzelmiş orası ayrı ama neden bu kadar geç kalmışım diye de sormadım değil kendime Nice seyahatinde. 

Olsun, geç ama yine şahane bir Cote d'Azur seyahati oldu. Hem de gerçek Niçois (e) ile olması olayı daha güzel kıldı. 

Géraldine ile bir anda bir şekilde karar verdiğimiz Nice seyahati, Nico+les filles (yani yine çoluk çocuk diyeceğim de tabii çocuklar bizim türk çocukları gibi şımarık olmayınca her şey müthiş oluyor) ve tabii gerçek bir Niçois olan Michel-papi severe- deyip ilk geceden fantastik şekilde yemeğe başlamak, içilen şampanyalar, cin tonikler, evde hazırlanan eğlenceli "apéro" hallerin Michelin yıldızlı alengirli lokantalara, küçük köylerin minik pizzacısına uzanması , Eze, San Remo, Fondation Maeght, St Jean Cap Ferrat, La Turbie, Cannes'ın yoldan döndüren trafiği ve her şeyden en güzeli şehrin her tarafından denize girebilmenin hafifliği derken yani her şeyde ama her şeydeki medeniyet ve keyif ... 

 Hep özlemini yaşadığımız hissettğimiz medeniyet ve keyifli ruh hali değil mi? 





 

Sunday, July 30, 2017

Never On Sunday # 2


(Dış dünyadaki) Her şeyin bok gibi olduğu, eldeki sahip olunan bütün güzelliklerin yok olmasının bir an meselesi olduğu, müthiş sıkıcı ve gerizekalı bir toplumsal hayatta yaşarken bazı duygulara, bazı hafifliklere, bazı keyiflere erişim her daim kolay olmuyor. 
Ama yine de bir şeyler tamamen yok olmuyor, bir yerden bir filiz yeşeriyor ve güldürüyor. 
İlginç bir şekilde bugün öyle bir gün oldu. Sabahtan beri. 


Gerçi dün gece Sabahattin dönüşü sahilde U., Muzo, #8, hep beraber yürürken duyulan ağır iyot kokusu bu hafifliğin, tiril tiril ruh halinin ilk habercisiydi sanki. Öyle olmalı çünkü o kadar taze bir kokuydu ki... Üzerine bir de sabah, şehrin bütün gürültüsüne, betonlaşmasına, her tarafın hafriyat kamyonlarıyla çirkinleşmesine, İstanbul'un tüm cazibesini kaybetmesine rağmen yine de balkondan gelen çiçek kokusu ve -komik ama gerçek- kuş sesleri bir anda her şeyi değiştirdi, günü tam anlamıyla never on sunday haline soktu. 

O kadar şaşırmışım ki kendimi gülerken yakaladım. 

Diyeceğim şu ki; kendi küçük dünyamda her şey gayet iyi gitmesi ne yazık ki toplumsal hayatın her saniye çirkinleşmesi hatta leşleşmesini engellemediği için böyle hisler artık eskiye nazaran daha az daha seyrek varlığını hissettiriyordu. 

Bugün böyle bir şeydi. Onca zaman sonra güzeldi. 

P.S. Borsalino'm kırıldı. Yani kırılmadı da minik yırtıldı. Ara ara buhar tutmak gerekiyormuş gerçi 7 yıllık şapka ama işte yırtığı nasıl hallederim diye ararken youtube'dan öğrenmek ilginç oldu. Bir şekilde etamin kumaş bulmam lazım ama nasıl olacak bilmiyorum. Tam Nice öncesi biraz mutsuzum ama halledeceğiz bir şekilde. En kötüsü Roma 'ya giden olursa siparis vereceğim. 

Viva Never On Sunday ...












Monday, July 24, 2017

Gerçek Summer Breeze Mutluluğu: "Apéro"

Yani un apératif ou familierement un apéro est une boisson servie avant le repas dans certaines cultures afin d'ouvrir l'appétit

Yazın en sevdiğim olayı işte bu "apéro". Gerçekten de son birkaç yıldır yaz demek apéro demek benim için. Yukarda tanımı da var, ne olduğunu da anlatıyor. Neden diğer mevsimlerde de apéro takıntısı geliştirmiyorum bilmiyorum ama yazın nedense her gün apéro ile yaşamak, her günü apéro ile olayı bitirmek istiyorum. 

Belki de son beş yıldır yaz aylarının ilk günlerini Virginie ile geçirmektir bunun sebebi. Neticede onun da, benim de olayımız akşam yemekten önce "apéro" saati, sonra da ailecek gidilen yemek. Oradayken evet, tercihimiz şampanya etrafında şekillenen bir apéro saati. Neticede fiyatı makul kendi halinde Fransızların milli içkisi. Burada ise yalan değil kıyamıyorum şampanyalarıma, o yüzden en sevdiğim ikinci apéro içkisi cin tonik 'e dayanıyorum. Ah, canım cin tonik; ama lütfen Hendricks olmasın, Bombay da kalalım. Tamam şişesi güzel ve tasarım da tadı kötü. Minik krakerler, biraz fıstık, belki biraz -ama her zaman değil- peynir ve artık ne içilecekse. 

Apéro ciddi bir keyif, ciddi bir mutluluk. Yazın tiril tiril haline o kadar uygun ki... Hele bir de bizim bok çukurunda yaşayanlar için apéro resmen mutluluk saati.





Saturday, July 22, 2017

Arada Yaşananlar # 6



Temmuz ezelden beri sevdiğim aylardan değil, keza ağustos da. Aynı şekilde Temmuz ve Ağustos ayında doğup sevdiğim insan sayısı da bir elin beş parmağını geçmez; ki bu harika bir şey, böylece feci sıcak gecelerde boğucu doğumgünü kutlamalarına gitmiyorum. Ayrıca bu yeni yazım kuralları gereği ay isimlerinin özel isimmiş gibi büyük harfle yazılmasından ise hiç hoşlanmıyorum.  

whatever.

Zaten sevmediğim Temmuz ayı geçen seneden beri ise iyice kabus bir ay haline dönüşte. Tedirginlik, mutsuzluk, baskı, korku, hayattan bezginlik hepsi bir arada temmuzda toplanıyor, yükseldikçe yükseliyor. 

Biraz #8 'in Ağustos'a kaydırmayı beklediği planlarını öne aldırmış olsam da  ay ortasında bir anda şehirden, İstanbul'dan gitmek şahane oldu. Sadece birkaç günlüğüne de olsa cidden müthiş oldu, nefes aldırdı, o manasız ama süslü ve boyalı aptallıktan, sahtelikten, kötülükten uzaklaştırdı. 

İşin içine Merso ile biraz da arkeolojiyi ekleyince, yüreğim yaz akşamlarının "apéro saatini" bekler oldu. 

Sabah yolculuğu, araba yolculuğu, heyecanlı ve komik ama yer yer kavgalı gidiş yolculuğu deyip Efes'e, Efes Antik Şehri'ne varış, şehrin güzelliği, müzenin güzelliği, tepede güneş 45 derece olsa da o sıcakta manasız itişmeler, iyice anlamsız didişmeler deyip canım Iassos'a varmak, iyice gece olmuş ve yorulmuş vaziyette denize girmek, suyun güzelliği, suyun hafifliği, suyun keyfi, deniz insanı olmanın mutluluğu ile ertesi gün, Padova'dan beri görmediğim pek bir özlediğim Reyyyy ile artık yeni evi Bodrum'da buluşma, vın vın hareketler, sürekli alkol sürekli patates kızartması ve midye dolma ile günleri geçirme, tantana bitti dönme zamanı dendiğinde ise sağanak gelmesi ile istikametin Foça'ya çevrilmesi ile müthiş bir hale dönüşen müthiş bir yaz kaçamağı..

Monday, July 10, 2017

Duvar




Seçim zor iş. Harekete geçmek ise daha zor. Bazı konularda üşengeçlik insanın üzerine oturuyor, kalakalıyorsun. 

Bu sefer öyle olmadı. Garip bir şekilde hızlıca karar verip, harekete geçip 3 günde bir şekilde halledildi. Bir de üstüne üstlük dinamo etkisi yarattı. 

Uzun zamandır summer breeze hissi hissettiren en büyük etkilerden oldu. 

İlginç. Demek ki hayat ciddi bir şekilde, derinden değişiyor. 

Mavi ise şahane bir renk. Hele Yves Klein mavisi, hele Matisse mavisi... Tavım...

Tuesday, July 4, 2017

Arada Yaşananlar # 5


Hayat her zamanki gibi yaşanıp gidiyor; 10 yıl da geçse 20 yıl da geçse henüz "günü durdurmanın", "güneşin doğuşunun engellemenin" formülünü bulamadı insanoğlu. Ama belli olmaz, içindeki kötülüğe inanan, kötülüğünden beslenen bir varlık olan insanoğlu belki bunun da peşindedir. Neden olmasın; daha fazla azap daha fazla cezalandırmak, daha fazla iktidar adına her şeyi yapabilen bir canlı neticede.

whatever.

Biz güzelliklerden, elimizde kalan, elden alınması-henüz- pek de mümkün olmayan güzelliklerden bahsedelim değil mi? Güneşten, havadan, müzikten, seksten, filmden, edebiyattan, arkadaşlıktan, keyiften, yemekten, alkolden...
Hayatımızın rotası yörüngesi bu olmalı bu saatten sonra çünkü neticede diğer taraf Dante'nin Cehennemi'nin ön provası gibi de içindekiler farkında değil. 

Haziran boyunca ısınmayan havalar, gelmeyen yaz mevsimi, F.A.'nın ameliyatı, bir şekilde dedikodu kazanı olan işyerinin yeni fantastik dedikoduları, trafiksiz sabah yolu, eğlenceli sabah yolu, işyerinin değişen dinamikleri, değişen ilişkileri, değişen duyguları derken biten giden okul yılı, bitmeyecekmiş gibi gelen Ramazan ayı, arada D.'nin doğumgünü ve bayram ve Kıprıs ve mutluluk... #8

#1 Benim kutsal üç aylarım Nisan-Mayıs-Haziran hep bir keyif, hep bir kutlama, hep bir doğumgünü ayları. Havaların güzelleştiği, tiril tirilliğin ön plana çıktığı, hafif ceketlerin, kimonaların giyildiği, elde kadehlerin mutluluk verdiği, tüttürülen sigaraların, dinlenen müziklerin, okunan metinlerin keyifle yaşandığı dönemler. Dili ısırmak lazım deyip ısırsalım o halde. 




# 2  Kimono şahane bir şey... Uzun zamandır giydiğim, hele hele bugünkü gibi varoş seviyede moda değilken, evde/sokakta giyip çıktığım müthiş kıyafet. Evde sabahlık olarak yaşattığı keyif sokağa da taşınınca ne isteyebilirsin ki? Herhalde o kolların geniş anvelop dökümlü hali beni mutlu ediyor. Şimdi hatırladım; M.'nin 2 yıl önceki doğumgünü yemeğine giymiştim kimonomu. Muhtemelen henüz moda olmadığı, Zara piyasaya sürmediği için masadakilere garip gelmiştir de bu gayet önemsiz bir detay. Neticede kalıpların insanı, ehliliğin örneği olmak da böyle şey. 

# 3 Kıbrıs... Ne güzel yer, ne keyifli hayatlar. Yerleşir yaşarım, gözlerimle gördüğüm 43 derece sıcağı yaşarım umrumda olmaz. Ne de olsa deniz var, pıt diye üstündekini çıkar denize gir. O kadar şahane yer. Elbette adanın güzelliği Türkiye'den gidenlerin değil de Kıbrıslı türklerin, Kıbrıs'ın gerçek sahiplerinden geliyor. Biz ise her şeye imzamızı atıyoruz; Kilroy Was Here misali. Adada her şey medeni ve güzelken, nüfusu Sancaktepe'nin nüfusuna ulaşmayan yere uzaydan görülebilecek büyüklükte cami yapmak da tabii bizim marifetimiz. Cemaat yok, camiye o kadar giden yok, cami ihtiyacı ise hiç yok ama yol belli, amaç belli değil mi? Kötülük o kadar sıradan ki elini sallaman kafi. 

# 4 Soulshine ... Bu aralar ciddi ciddi şahane program yapıyorum. Bir de şu mikrofon  olayını halledebilsem... O da olur belki olmuyorsa da salla. 




Saturday, December 31, 2016

"Respect" temalı wish list...


İğrenç bir yıl olan 2016'dan sonra 2017'den yegane dileğim şu resimdeki Fedon kadar cool olabilmek, hayata öyle bir gözle ile bakabilmek... Başka hiçbir şey ilgilendirmiyor. 

Bir insan ancak bu kadar cool olabilir...

Tuesday, August 16, 2016

Brezilya bile unutuldu...

O kadar boktan bir yerde o kadar boktan bir dönemde yaşıyoruz ki eğlenceli hayallerimizi süsleyen, müziği ile bizi mutlu eden, Brazilian Jiu-Jutsu ile bizi kendine çeken, kültürü ile iyice içine alan Brezilya'yı ve Brezilya'da gerçekleşen olimpiyatları unuttuk. 

Elbette gerçek bir unutma değil de, ruhumuz, ruh halimiz 4 yılda bir gerçekleşen ve gerçekleştiğinde yaz eğlencesi haline gelen olimpiyatlar ilgimizin dışında kaldı, uzağımızda kaldı. Bunda hıyar TRT'nin son ana kadar oyunları satın almaması da yok değil de yine de bütün bir yaz yaşananlar, yaşanmaya devam edenler ruhumuzu tüketti. 

Kendimi her daim umutlu, güçlü, yılmayan, hayata sarılan biri olarak görsem de bazı günler cidden zor. İnsanın yüreği sıkışıyor. Son birkaç yıldır böyle. 

whatever.

Gönüller isterdi ki yine önceki olimpiyatlarda olduğu gibi buraya erkek yüzücü resimleri koyalım, adonisleri ile iç geçirelim, hafif hafif tiril tiril bir yaz geçirelim. 

Nah derler adama işte böyle!

Ama yine de yüzücüler pek bir şahane pek bir güzellerdi; yalan değil. Saatler boktandı ama yine de yakalayabildik biraz. 



Wednesday, July 13, 2016

En sonunda...

En sonunda. Gerçekten de nihayetinde, aylar ama aylar sonra ilk defa dün kendimi tiril tiril hissedebildim. Hafif, keyifli, mutlu, (eski) günlerdeki gibi "yüksek". Ne kadar üzücü değil mi? Oysa Anotherstar Wonderland'de kendimi kötü hissettirecek hiçbir şey yok. Aksine her şey dilediğim, kurgulamaya çalıştığım gibi. Ama bu ülkede yaşamak, her güne mutsuzlukla kalp çarpıntısı ile başlamak demek. Veya insanın bütün yaşam keyfinin çalınması, mutluluğunun ipotek altına alınması, kahkakasının başkasının hırsına kurban olması demek. Bütün bunların o çok varaklı varoş ("varoş" burada çok özenle seçilerek kullanılmıştır; toplumun gelir seviyesindeki alt sınıfını değil, görgüsüzlükte çığır açan, para için her şeyi yapabilecek ve tabii "mış gibi" hayatları gösteren eski fakir yeni zengini ifade eder) yöneticilerin elinden çıkması cidden delirtici bir şey... Ama yapacak bir şey yok.

whatever.

Dün sabah aylardır, aylardır ilk defa gerçek tiril tiril hale kavuşuldu. 

O halde on croise les doigts.





Sunday, June 26, 2016

Never On Sunday






Gerçekten böyle bir gün oldu. Uzun ama çok uzun zaman sonra. 

Hava ise sanki yağacakmış gibi tiril tiril bir vaziyette. 

Telefon, müzik, gazete, dergi, kitap, yemek ve nudist vaziyette geçen bir ruh hali. 

Dışarda kim bilir neler oluyor ama çok uzun zaman sonra kapıyı çalan bu tiril tiril ruh hali için mutlu olmak lazım, keyiflenmek lazım. 

Son olarak; Marilyn cidden çok güzelsin...

Arada Yaşananlar, II



Yılın neredeyse 6. ayı bitecek ortadan ilerlemeye başlayacağız sona doğru dükkanda henüz bu yıla ait bir "arada yaşananlar" yazılmamış, "cuma eğlencesi" zaten 1 yılı aşkın süredir sallanmış , dükkan sanki başka bir dünyaya gitmiş, hiç uğranılmıyor gibi. 

Ama kolay da değil bu ülkede yaşayıp da sağlıklı kalabilmek, gülmeye eğlenceye mutluluğa devam edebilmek. Hep çaba istiyor. Hem de her zamankinden de fazla. 

En son her şeye ve herkese rağmen şahane doğumgünü kutlamaları derken artık listesini bile tutamadığımız kötülükler ve ölümler neticesinde bırakıvermişim yine...Olur öyle. Geri dönüşlerin olduğu gibi. Bu da ondan olsun.

Canım Cenevre seyahati... Kısa bir kaçamak ile (ne yazık ki without # 8) belki de sevdiğim yegane İsviçre kenti ve pek sevdiğim Buquicchio Ailesi ve tabii Virginie ve tabii kilise defterlerine geçmiş resmi olarak görülebilen vaftiz oğlum Carlo ve tabii eğlence ve tabii spa day ve tabii kahkaha ve tabii özgürlük. Sadece dört gün bile buranın ağırlığını silebiliyor. 

Minderde paralandığım hafta içleri gidemeyip cumartesileri ise morluklar içerisinde eklemlerimi kımıldatamayacak şekilde eve döndüğüm BJJ...Brazilian Jiu - Jitsu. Hafta içi gidebilsem her şey 500 katı daha güzel olacak da biraz korkumdan biraz ergen çekincelerimden ama her şeyden öte saatinin uyumsuzluğundan her şey cumartesiye kalıyor. Ama qui sait, tatilde öğlenleri gidebilirim. İşte o zaman oss bebeğim ...

Ramazan...Bir şekilde son birkaç yıldır bizde olmasa da bizde. Ama yine de her şey cool. 

"Bir türlü gelmeyen yaz" deyip deyip bir anda kıçımdan terler akıtan yaz. 

Radyo günlerinin mutlulukla devam etmesi, neredeyse 2 yılı geçmesi. 

Sabahattin'ten, Cavit'ten, Şehir Meyhanesi'nden, Karaköy Lokantası'dan hatta 70'lik'ten sonra uzak hem de deli gibi uzak olsa da gönlümü fetheden rakı mekanı Filiz. Aman aman aman...Ama çok uzak bana, orası öyle. 

Ada 'nın bitişi...Daha doğrusu son haline getirilişi, J.A., F.A ve halamı filan müthiş mutlu edişi. Korkunç bir evlat olarak henüz gitmişliğim yok ama bakalım belki bayramda, belki eski günlere dönmüş bir A. Ailesi olarak gidebilirim.

Bunun dışındaki ülkedeki leşlikleri, yalanları geçiyorum, güzel günlere geri dönülsün istiyorum. Gerzeklik ama yine de ...

Saturday, August 29, 2015

Breathe-Respire, III

Yalan değil tatlı bir heyecan hakim. Birçok şeye olduğu gibi, hemen önümüzdeki günlere de. Zamanıydı, iyi oldu, ani oldu ama iyi oldu, güzel oldu, beklenmedik oldu, summer breeze oldu. 

Sous le soleil bebeğim...

Tuesday, August 4, 2015

Breathe- Respire

Biraz nefes almak için ne yapmak lazım acaba? Hepimizin kafasındaki soru bu değil mi? Biraz nefes alabilmek, keyiflice vakit geçirebilmek, gülebilmek, güldüğünde suçluluk hissetmemek, 3-5 gerizekalı idiot'un yanlarına bi de idare amiri kılıklıyı alıp sıçtıkça sıçmaları neticesinde pişirilen krizlerle uğraşmamak, gelen ölüm haberlerini acıyla yutkunarak seyretmek gibi ağır mesaiden uzak olmak hepimizin dileği degil mi? Biraz tiril tiril yaşansın biraz mutlu olunsun...

Bu yıl fantastik ama ilginç bir yıl. Bütün dünyada böyleymiş, astroloji kurmayları böyle ifade ediyor. Büyük değişimlerin, büyük sonların, büyük fiyaskoların, ayrılıkların, kopuşların, ölümlerin, bitişlerin yılı olacak (mış). Ancak bu durum sadece kötü olarak algılanılmayıp bunların ardından yeni bir hayatın başlangıcını ifadesi olarak görmek lazım(mış). Gerçekten 2015 bayağı hızlı gidiyor, her şey şekil değişiyor. Ülke sınırları, ülke politikaları değiştiği gibi insanlar ve insanlarla ilgili her şey değişiyor. Bütün ilişkiler. En iyi arkadaşlar en iyi dostlar bir anda tanımadık birine dönüşüyor, en mutlu gözüken sevgililer çoktan ayrılmış, bir o kadar mutlu evlilikler bitmiş oluyor. 

Birçok şey değişiyor ve bir daha asla aynı olmayacak. Ama yine de kötü bir şey değil bu. 

Her şey değişti, kabuklar kalktı, zırhlar söküldü ve bunu hiç sorunsuz anlıyorum da bir de şu sabahları uyanıp güne "çabasız" mutlu başlama değişimi de yaşansa burada, işte o zaman her şey bombastik olacak...

P.S. Bu arada anlatacağım birçok şey olsa da ya unutuyorum, ya üşeniyorum ya da zaten yaşananlar neticesinde yüreğimde coşkulu hal kalmıyor.