Showing posts with label totti frutti.. Show all posts
Showing posts with label totti frutti.. Show all posts

Monday, November 5, 2018

Hayırlı Ayrılık


Ah bebeğim... İyi ki ayrılmışız. İyi ki artık gündemimde yer teşkil etmiyorsun, ilgimi çekmiyorsun, takibimde değilsin. 

Şimdi dönüp bakıyordum da, cidden iyi ki ayrılmışız... O manasız sevgi, o abartılı coşku, o sözde "yüksek yüksek tepelerdeki" heyecanın gereksizliği. Gerçekten iyi ki ayrılmışız...

Bu saatten sonra o eski sevgiye, o eski günlere o hayal edildiği gibi bir geri dönüş olmaz. Ne dünya, ne hayat aynı değil, aynı suda da iki kere yıkanılmaz. 

Yine karşılaşabiliriz bir yerlerde bir zamanlarda, yine sevişebiliriz ama hiçbir şey aynı olmaz. Olmasın da, bitmiş gitmiş zaten. 

Yalan değil iyi ki ayrılmışız. 

İyi ki 2012 yılında şike olayı ile beraber evdeki lig tv'yi iptal etmişim. İyi ki artık maç seyretmiyorum. İyi ki artık keyifli bir heyecanmış sanrısı ile fikstür takip edip fonda maç ile rakılı geceler, viskili ortamlar ayarlamıyorum. İyi ki artık Türkiye'de futbol adı altında sergilenen gerzekliği seyretmiyorum. İyi ki artık çaptan düşmüş gerizekalı futbolcuların agresif hırçın oyunlarını seyretmek zorunda kalmıyorum. İyi ki artık o çirkin mafya kılıklı teknik direktörlerle tetikçisi görevindeki şişko göt göbek topçuların varoşluklarını hayatıma almıyorum.

Evet, bazen özlüyorum. Bazen maç seyretmeyi, aslında gayet keyifli bir oyun olan futbol seyretmeyi ve tabii Fenerbahçemi heyecanla desteklemeyi özlüyorum. İşte o nadir zamanlarda mutlaka hala birilerinin Türkiye'deki futbolla ilişkisi bitmediği için gidecek, beraber seyredecek birilerini buluyorum. Ama inan bu seferler sayılı, olsa da olur olmasa da. Çoğunlukla bu futbol diye oynanan, üzerinden para kazanılan çirkinlikler komedyası zerre umrumda değil. Ne Fener, ne Galatasaray, ne futbol, ne Türkiye. Hepsi bir arada batabilir, ki çoktan batmış zaten. 

Hele hele 2 Kasım'daki Fener-GS maçından, o yaşananlardan o leşlikten sonra o kadar ama o kadar mutluyum ki ayrıldığımıza... Mümkünse uzun yıllar görüşmeyelim. 


Monday, May 29, 2017

Veda Etmesini Bilmek


ah bebeğim Totti ...

Yapacak bir şey yok; hayatta her şey bir gün bitiyor. Ama önemli olan bitirebilmeyi bilmek, bitmeyi becerebilmek. 

Kendisine sevgim, beğenim aşikar. Dükkanın eski cafcaflı günlerinin yıldız eğlencelerinin kahramanı kendisi. O zamanlar bizim için futbol da güzeldi, Totti eğlencesi de. Bugün ise futbol seyretmiyorum, lig tv'imi iptal edeli koca bir 5 yıl olmuş.

Yine de o kadar Totti ile dalga geçmelerine rağmen, Totti fıkralarına rağmen sadece futboluyla değil "bırakabilmeyi becerebilmesiyle" de alkışlanması gereken isimlerden. Kaç tane var onun gibi? Kimse sahip olduğu güçten, imkanlardan, olanaklardan vazgeçmek istemez. Kimse en yukardan aşağıya inmek istemez. Ama yapmak lazım; çünkü sen inmeyince bir gün bir şekilde boktan bir şekilde indirilirsin. O yüzden hep inandığım şey; önemli olan düşmek değil, düşüşün şiddeti. 

Francesco Totti harikulade şehir Roma 'nın bir o kadar güzel kulübüne müthiş bir şekilde veda etmiş. Hiç çirkinleşmeden, hiç saçmalamadan. Kutlanması gereken bir durum aslında. Ayrıca acıklı bir durum hiç değil çünkü bugünden sonra herkes için Totti hep Totti olarak, şahsiyetli, haysiyetli Romalı olarak ... Hem yanında güzeller güzeli karısı var. E tamam o zaman...

ah bebeğim ... 



Tuesday, January 5, 2016

Ve Nihayet Futebol ...



O kadar uzun zamandır futbolla daha doğrusu Türkiye'deki çirkin futbolla, futbol insanları ile ilgilenmiyorum ki şahane Zidane haberini okuyana kadar futbolu özlediğimi farketmemiştim. Gerçi hala Türkiye'deki hiçbir şey ile ilgilenmek ilgimi çekmiyor. Başından sonuna her şeyi ve herkesi ile epey gerzek bir durumda futbol. 

Ancak... Zidane, güzeller güzeli insan şahane futbolcu Real Madrid'in teknik direktörü olmuş! Bu haber ile bir anda kendimi tekrardan futbol ile ilgilenir, L'Equipe sayfalarını karıştırır buldum. Real Madrid'i zerre sevmesem de güzel futbol seyretmek müthiş bir şey. Bir takımı desteklemek de öyle. Keyif aldığın mutlu olduğun bir şey. 

Zidane'lı Real Madrid güzel olacaktır, İspanyollar şanslı, Madridliler daha da şanslı. 

Biz de işte burada abuk subuk tiplerin tüpçülerin olduğu bir ligde embesil ötesi bir oyun çıkartıp adına da futbol demeye devam ediyoruz. 

that's life bebeğim. 

P.S. Neredeyse 9 yıl olmuş... Dükkanın ilk açıldığı zaman yani 2007'nin ilk günlerinde Zidane'nin belgeseli festivalde gösterilmişti ve F.A. ile Le Carré Vert filmine beraber gitmiştik. Film güzeldi, Mogwai'nin müzikleri güzeldi, F.A. güzeldi, Türkiye kesinlikle çok daha güzeldi. Ama işte bugün buradayız, nereden nereye? Neler değişmiş, neler gitmiş, neler gelmiş 9 yılda? Güzel de var çirkin de. Çirkinlikler tamamen gitsin de sadece güzellikler kalsın... Dükkanda böyle olur da Türkiye'de biraz zor bi 10 yıl daha çirkinlikler diyarındayız. 

Ama nihayet futebol, değil mi? Naysss...

Sunday, January 11, 2015

Never on sunday # 2

Her yer kar, her yer buz tutmuş derken sinemalarda doğru düzgün film olmaması, havanın sıkıcı şekilde siyah olması derken pazar günü bir anda yükselen güneş derken, sabah kahvaltısında pek özlediğim, aylardır göremediğim, gördüğümde de deli gibi çok şey anlattığım Big K. Sister ve pek sevdiğim E. ile olup, şahane eggs benedict yiyip, hatta güneşten terleyip hatta hava değişikliğinin şekerimi düşürmesi ile günü kapatacakken bir anda gecenin içine doğan güneş gibi güzel insan Totti ... Ah bebeğim ya, nasıl da güzel nasıl da cool ! Özlemişim futbolu da Totti'yi de, itliği de, serserliği de, biraz rahat olmayı da ...


Wednesday, October 1, 2014

Saturday, June 1, 2013

İstanbul ayakta!

Daha bitmedi. Bitmeyecek de. Ama bazıları için hiç bitmeyeceklerine inandıkları o güzel hikayenin sonu geldi. Hem de hiç beklenmedik şekilde, hiç beklenmedik kitleden.

Bu gece. Mahalle. Bizim sokak.

Friday, April 12, 2013

Sabah keyfi # 3


Olabiliyor böyle şeyler. Her şey olur hayatta. Yenmemiz, tur atlamamız mutluluğu dışında Lazio olduğu, Roma olmadığı için daha da mutluyum. Nasıl olsa Roma, bizim yanımızdaydı. Lazio 'yu tutacak hali yok herhalde. Bizim o takımı tutmayacağımız gibi. Totti'ciğim de sevinmiştir, bebeğim...

Güzel kahvemi içeyim. Üstüne belki Camel (box) bile içerim. O kadar keyifliyim.

Monday, January 31, 2011

İç ısıtan insan




Dün Fenerbahçem bizi mutlu etti, Roma da kupada taraftarını mutlu etmiş, Juventus'u devirmiş. Biz de havanın iyice soğuduğu, çok kuru bir soğuğun neredeyse yüzümüzü yaktığı bugünde tek bir isim ile ısınmak, ısıtıcı olarak da tek bir kişiyi kullanmak istedik. Sunshine boy . Elbette. Seviyoruz kendisini. Özlemiştik de. Kim derdi ki Allahın Egemen'i bize onu anımsatsın ama işte oldu. İsveçli, bugün senin günün sanki. Herkes sana çalışıyor. Bomonti 'n de var. Daha ne istersin ki? Sana soru: alttaki resimde adonis kasını gördün mü? Miyopsun ama büyütürsen resmi olur.


Monday, April 19, 2010

Geri dönen "sunshine boy"




Roma, Lazio 'yu yemiş bitirmiş, bebeğim Totti coşmuş, yine itliğini yapmış. Seviyoruz kendisini. Biliyorum ihmal ettim ama takipteyim yine de kendisini. Ne var ki kendim itlik peşindeyim; yeşil çimenler üzerinde en az Totti cinsine yakın itlerle beraberdim, ruhum it, görüntüm cougar olarak geçip gidince hayat ihmal oluyor elbette.
whatever...
I love you Totti ...

Sunday, September 27, 2009

Never on sunday : " sicilya notları"


r., sevdiğimiz insan kool şahsiyet k., 9 mayıs insanı z., çok çok erken havaalanı, sicilya, yine çok erken sabah saati ve catania havaalanı, dakka bir gol bir o saatte pasaport kontrolünde karşımıza çıkan kalkık yakaları, kapalı alanda bile gözünden çıkarmadığı güneş gözlükleri ve ağzındaki cigarillo'su ile marcello, alfa romeo'muz, kaktüs -ama her yerde her duvarda her evde her balkonda her yolda her toprak alanda kaktüs- catania, her duvarda graffiti, muhtemelen çoğunluğun pis bulduğu ama güzel şehir, bizim bayıldığımız şehir, öteki italya'nın rahat keyifli insanları, meydandaki üstleri çıplak işçiler, "şoktayımmm" , "cidden kırosun sen. evet biliyorum altın saatimi sallarsan görürsün şimdi", sant' agata, pescheria, elbette bir paket camel, dublo espresso-her yerde her köşede, her bar'da, siracusa, yunan tiyatrosu, taormina (bir nevi porto fino) villa schuller, theodore w. adorno, öğle yemeği antica porta:insalati di mare, birra moretti, caffe wunderbar, prosecco-forever-, otel ve denizin neredeyse içindeki havuzu ve bunu bize sağlayacak olan carlo'nun bulunması, -forever carlo- via filomena, akşam yemeği il sale art café, sokakta lokantalar, büyük ama kocaman pizzalar, deniz mahsülleri, etna, çok soğuk ama nasıl olup da üşümeyen ben ve "etna gibiyim, içimdeki ateşi püskürüyorum", bilmem kaç kilometrelik etna yolu'nu yürüyen beyazlar içerisindeki rahibe, lavlar, terrazza dell'etna, agrigento, mafia, sinatra, valle dei templi, film karesi resimler (ama giden resimler), yine catania gecesi, trattoria al gabbiana, risotto, birra moretti, prosecco (une bouteille. une vraie), vanity fair, totti ve gerzek karısı, forever totti (ama adama da o çocuklara da o kadınla beraber geçirilen hayata yazık. hani tamam kadın güzel de üç gün sonra herkes yaşlanıyor, çirkinleşiyor), noto şehri, yağmur, barok şehir, tüm şehir, yine birra moretti, yine dublo espresso, yol, trafik, asıl ismi jane ama bizce elisabeth olan tomtom (arada bir de irlandalı liam), bear left , bear left, biten şarjlarım, havaalanında türklerin saldırması freeshoplara, biten prosecco (buzdolabımda bekler 2 şişe) ve tabii üşenmeyip taşıdığım makarnalarım, soslarım, kahvelerim, peynirlerim acı kırmızı biberlerim, f.a. için topladığım şekerler, j.a. için yemek yediğimiz lokantadan istediğim marin masa kağıdı ve pek sevgili r., k. ve z.'nin bu anı utanç içerisinde izlemesi, geciken uçak, karşımdaki ingiliz kızın kolundaki altın casio'su ile bana altın casio kardeşliğini göstermesi ve bu olaya k.'nın gözlerine inanamaması-görüyorsun ki dünyada tek kıro ben değilim- ve her bu kadar güzelliğin en kötü olayının yaşanması yani geciken uçak sebebiyle sıkıntıdan karıştırdığım fotoğraf makinesinde başka bir şey yapmak isterken güzelce format atıp tüm resimleri-daimi olarak- silmem ve şok anı, kıpırdayamama anı ve uçak ...

fantastik cümleler, laflar ve olaylar:
"şahane hayatımız var" her yemekte en az 1 kere (ama valla öyle şimdi, ne yalan söyleyeyim. mamafih biliyorum ki bu "şahane" hayatlar çok insana batıyor hatta bana bile "siz ne kadar kazanıp ne kadar harcıyorsunuz" gibi cümlelerle gelinebiliyor. ne diyeyim ki buna ben? kendiminki dışındakilerle ilgilenmiyorum şahsen, dileyen şato diksin, dileyen porsche alsın, dileyen salonunun duvarını 800*1000 ekran televizyon ile kaplasın üzerinden de ışın kılıcı çıksın, açıkcası umrumda değil, olmaz da).

"prosecco" - 188 kere. sadece ben. 188 kere.

"carlo"- 488 kere. 4 kişi 122'şer kere "carlo"

p.s. sicilya'dan sonra ben uzun bir süre burada pizza da yemem, makarna da. almayayım, alan alsın benden uzakta.
p.s. (2) okuyup sonra da arayıp telefonda "höööö palermo'ya gitmediniz mi, palermo gezilmeden sicilya gezilmiş sayılmaz" diyeceklere şimdiden " buyur kendin git" diye kısa bir cümle telaffuz edeceğim çünkü sonrasında yorulmak istemiyorum.

ama never on sunday... hem de o kadar never on sunday ki yüzümdeki muzır tebessümüm baki.

Sunday, April 12, 2009

0-0 ne ya?

Fantastik ötesi bir gece, fantastik ötesi arkadaş grupları (ki yineliyorum evlere şenlik bir grup iken bir diğer evlere şenlik bir grup birleşti ve ortaya beş para etmeyen bir grup çıktı ki cidden şoktayım) ve yaşananlar, kaybolan arabalar, kaybolan insanlar, kaybolan geceler, midede kaybolan hamburgerler (etiler trafiği'inden nefret ediyorum bu arada. en az cihangir kadar kötü) derken nihayetinde gidilen fenerbahçe köşebaşı, çirkin ama karizmatik erkek b., yine açılan bir büyük kara efe, bir heyecan bir coşku derken 0-0 nedir ya???? Ben hayatımda bu kadar sıkıcı bu kadar gereksiz bu kadar offf çektiren Fener Galatasaray maçı seyretmedim.

Evet yine kavga, yine küfür ki bence insanlar eğer bu maçlarda küfür etmeyeceklerse öyle yerlere gelmesinler (cidden erkekler acayip yerlerde acayip şeylerden kavga çıkartabiliyorlar).

Ne kadar sıkıcı bir maç, ne kadar gerzek oyuncular, ne kadar kötü hakem yönetimi derken evet emre kesinlikle o beyinsiz sabri'ye girişmeli hatta soyunma odasını basmalıydı. Off hepsi kötü. Her iki takım da her iki takımın oyuncuları da, antrenörleri de, her şekilde kötüler. O kadar paraya, o kadar ruha, o kadar taraftara rağmen kötüler.

Fener'in Galatasaray'ı yenmediği bir derby derby değildir, "no totti no party" benim için (gebersin pislikler bu arada).

Monday, April 6, 2009

gece gece


Kimi insanlar karşısındakileri delirtirler. Sevimlidirler ama delirtirler adamı. Bugün Forever S.'den "nasıl delirtirdin beni, nasıl dayaklıktın" laflarına beraber güldükten sonra insanı gece gece delirten bir başkasına geçilsin. Az önce ben delirdim, gönderdiğim kişiyi de delirttim muhtemelen çok başkası delirmeyecek ama bizbize tamamdır.

hastayız sana totti de oraya ne sokuyorsun öyle?

Tuesday, March 24, 2009

İsterdim ki...

İsterdim ki şu muhteşem ipek şifon elbiseyi ( heidi merrick, "aunt judy dress") varoş bakışlara, varoş mesajlara, varoş söylemlere kalmadan giyebileyim çıkayım sokaklara. Burada değil ama Roma'da olur bence. Bunu giyerim yanımda da o formasının kırmızı-turuncu renklerinde gelir.
Çok güzel elbise.

Friday, March 20, 2009

Adrese teslim cuma paketi


İşte iki adam, işte gerçek bir ikilem. Ben ikisini beğeniyorum. Gattuso adamımdır, deli meli ama tamamdır. Totti ise her daim sunshine boy, pezevenk suratlı Totti'dir. Bu hikayenin fantezisi geniş, şimdi online yapıyorum ama yine de resmi koymadan edemedim.
Katolik olmak zor iş boşanmayacaklarını biliyoruz ama ... insan karşı koyamaz bunlara...
Sanadır bu cuma paketi....

Thursday, March 12, 2009

Maçın en heyecanlı yeri


Çok sevdiğim Saint Benoit sıra arkadaşım az gördüğüm ama kadim dostum olan B.İ. ile Çarşı'daki Hasbi derken, sevimsiz Manchester United'ın ardından gelen muhteşem Roma-Arsenal maçı derken, rakı derken, gidelim diye televizyonun kapatılması derken, Totti derken hala yatamıyorum. Sanki spor yazarıyım sanki benden haber bekleyen var, futbol yorumlarımı okuyan hayran kitlem var. Manasız ama insan sevince ve de takılınca böyle oluyor. Penaltılara kaldı. Birazdan herhalde heyecandan bakamayacağım. Elbette Totti'ciğim kazansın isterim. Her ne kadar renkleri sarı kırmızı olsa da seviyorum ne yapayım.

P.S. pis gs'lı olan b.i. de "göreceksin bütün kadıköy sarı-kırmızı olacak" diye diye beynimi yedi bütün gece (ya yemin ediyorum, teker teker gelsenize). diğer okul anılarının dışında.yani saint joseph'lileri dövmemiz, saint michel'in müdürünü dövmemiz, bizim müdürden azar işitmemiz dışında.

P.S (2) magda'nın dediğine göre totti ilk yarı birini tekmelemiş. çok ciddiyim totti'nin tekmelediği olmak istiyorum, o kadar beğeniyorum.

P.S.(3) herhalde bakamayacağım penaltılara....

Tuesday, March 10, 2009

Topic of the day

Resmen bugünün konusu oldu. Farklı insanlarla farklı sohbetlerle farklı ifadelerle (ama genelde bir seviyesizlik mevcut. haliyle. ).
Madem bu kadar konuştuk, bu kadar lafını ettik, madem bu kadar güldük ve üzerine düşündük o halde koymak lazım resmini dedim. Aradım, taradım, demir tellere dayalı bir resmini bulamadım. Ama hani benzer bir şey buldum sanki. Demir trabzan, demir, çelik .... Yazarken gülmemem lazım ama tutamıyorum bazen; bir şey içerken ağzımdan filan fışkırıyor.

Neyse yoğun gündemimde günün konusu Totti oldu. Hayırlı olsun.

anladın sen beni (bir değil iki değil, teker teker gelin lan üstüme).
p.s. ulan laf ettin diye bir tane daha ekledim.

Monday, March 9, 2009

Happy monday (s)

Bir pazartesi sabahı Madchesta derdim, Happy Mondays ve lavuk Shaun Ryder derdim ama demeyeceğim. Kuzey İngiltere yerine güneye Roma'ya ineceğim. Sırtıma piç Totti'nin formasını giyip sokaklarına çıkacağım vespanın arkasına oturacağım sonra da bir barda sabah espresso'mu içeceğim.


Ha bir de it suratlı taş insan Totti'nin geliri UNICEF'e bağışlanan fıkra kitabı var ki zeka seviyesine yakinen tanık oluyoruz. İşin güzel tarafı kitabın kendisinin onayı ile basılmış olması. Yani kendi kendine gülen, kendisiyle dalga geçen bir adam. Zaten olmasa kaç yazar; kendi güzel, yüzü güzel, gözleri güzel, kıçı güzel; güzel yani. Bel figo!

*A tragic story in the newspaper: Totti's library has burnt down. It contained two books. Totti is inconsolable. 'No! I hadn't finished colouring the second one in yet!'
*

Monday, March 2, 2009

Sunshine boy


Sunshine boy berabere kalmışsınız. Hem de Inter ile. Tüh. Fakat fark etmez, u r the sunshine boy of our hearts.

Thursday, February 19, 2009

Çekici unsur olarak damar


Geçen gece "damar" beğendiğimi söyledim bizimkilere. Detayları çekici bulan bir insan olduğum için boyunda bazı hareketler yapıldığında çıkan damar, bilekteki kasın hareket edildiğinde aldığı hal, göz çevresindeki bir çizik, bir yara vs benim ilgimi çeker. İlgi çekmenin ötesinde o insanı çekici bile kılıyor (insan derken karşı cinsi kastediyorum).


İt insan, pezevenk suratlı Totti'nin bu resimde görülen boynunda damarı kabarmış vaziyetteki hali günümü -diğer resimlerle beraber- mutlu kılandır. Boyun zaten muhteşem bir şey.
Kimseye açmadım ama galiba Totti diye label açacağım bu gidişle.

Monday, February 16, 2009

Ani meslek değişikliği kararı



Pezevenk suratlı Totti 'nin şu resmini görüp içtiğim suyun fışkırması ile ani bir meslek değişikliğine karar verdim. Kendisinin hemşiresi olmak istiyorum. Sabahtan aşkama başında durup nazikçe kendisine bakmak istiyorum (lapsustür bu. akşama demek isterken aşkama yazmışım; budur, insanın beyni kimi zaman dile de ele de müdahele eder)
Bambaşka bir resim peşindeydim, bambaşka bir mevzu peşindeydim ama şu resim bitirdi beni. Önümüzdeki birkaç saat kendime geleceğimi sanmıyorum. Hele 1. resimde Tommy Hilfiger markasının başladığı yerde bittim ben.