Showing posts with label p.s.. Show all posts
Showing posts with label p.s.. Show all posts

Friday, February 1, 2019

Dream On


Öyle böyle değil... Evet, cıvıl cıvıl kıpırtılar, değişik karşılaşmalar, tesadüfler, düşünüp olmalar filan yine her arife döneminde olduğu daim gibi yine oluyordu da, bu kadar rüyalarla iç içe olduğumu hatırlamıyorum. 

Hep bir fantastik rüyalar insanı olsam da, hep bir şekilde yaşanan rüyalar hayatın içinde gibi olsa da, hep bir celebriti olsa da şu içinde bulunduğum günler gibi uzun yıllardır olmamıştı. Yani bu denli yoğun, bu denli arka arkaya, bu denli gerçek. 

Bazen yorucu bazen komik oluyor. Genelde komik de, rüyada görüleni ertesi gün duymak yorucu oluyor. Sanıyorum bu sefer büyük bir veda söz konusu.  Sevmediklerimle veda. Sevmediğim, varlığını hayatımda istemediğim ve çıkarttığım insanları, yaşamları, varlık biçimlerini, semtleri, yiyecekleri (evet, manasız), kıyafetleri (evet, daha da manasız) kısacası bir "tarzı" görüyorum ve olay "bitmiş" vaziyette uyanıyorum. 

Büyük ölçüde sağlıklı bir durum. Lütfen, mümkünse bu tarz neyse adı artık tamaman sonlansın, gecemden uykumdan çalmasın. 

Ama uyanınca OMG..!  




Sunday, January 13, 2019

Yeni


"Yeni " mi bilmiyorum ama aslında her gün bir şekilde "yeni ". 

Hani şöyle, kendini her şeyi bilen, her konu hakkında kanaat önderi olduğu sanrısında olan, hele hele biz çapsız Ortadoğuluların rakı masasında atıp tutan racon abiler gibi iddialı şekilde bir giriş yapacak olursam; şu hayatta öğrendiğim tek şey " dün bugün, bugün de yarın ". Bugünü yaşadığımızı zannetsek de aslında bugün dünün yeni bir versiyonu gibi. Dün yaptığımız seçimler bugünümüzü yaşatıyor, arasına beklenmedik iyi veya kötü sürprizler ekleyerek kendimizi mutlu etmeye çalışıyoruz. Ancak bugünün temeli dünden atılıyor. Yani başlığa ne kadar "yeni" desem de o yeniyi ben dünden oluşturmaya çalıştım, onun sonucunu yaşıyorum. Evet yeni ama eski yeni. Olsun, o da olur. Bir boğa burcu oturanlığında olsam da bana göre yenilik her zaman güzeldir, korkmamayı, kaçmamayı -en azından- denemek lazım. 

Evet, eski yeni günlerdeyiz. Aynen fotoğraftaki Martin Luther King Jr. 'ın protestosunun NFL oyuncusu Colin Kaepernick ile yeniden bir kez daha ama başka, yeni bir bakış açısı ile karşımıza çıkması gibi. Dün yaşananlar, dün yapılanlar ve yapılmayanlar bugünü, bugünün düşünce sistemini etkiledi ve yarattı.

Cidden eski yeni günlerdeyiz

Uygulayanların hepsine bela okuduğum boktan neoliberal dünya düzeni uygulayıcılarının insanoğlu ve toplumlar üzerindeki boktan baskılarına, kısıtlayıcı sistemine, değiştiremediğim mekanizmalara rağmen yeni günlerdeyiz. Onu, bir başkasını, başkalarını değiştiremeyeceğime göre ancak ve ancak kendimi değiştirebilirim. O yüzden yeni günlerdeyiz. Seçimlerimizin sonuçlarının kendini hissettirdiği, yaşattığı günlerdeyiz. Mutluyuz, keyifliyiz. 

P.S. Ama dünya cidden boktan.Trump bir beyinsiz. Macron tam bir ikiyüzlü, Maduro desen hayatta bir boktan anlamayan, cahil ötesi bir otobüs şoförü, Brezilyalı başkan ise bildiğin din yobazlığının toplumu korkutarak zenginleştirdiği, güçlendirdiği kendisinden her türlü ahlaksızlığın bekleneceği gerçek bir "kötü". Valla biz ilk denemeymişiz, gerisi bizi takip ediyor. Çok özel olduğumuzdan olduğumuzdan değil herhalde ama kartlar öyle dağıtılmış. 

Sunday, November 8, 2015

Never On Sunday # 4


Nasıl normale dönüldü mü yoksa zaten biz bir hayal ülkesinde geçici bir süre için yaşamayı denemiş ama 3 aylık vizenin bitmesi ile pasaport polisi tarafından apart topar kendi, o iyi bildiğimiz le pays du mal'e mi gönderildik? Yapacak bir şey yok. İnadına yaşamak hem de inadına güzel yaşamak her zaman en iyi cevap en iyi tepki. En azından bizim dükkan için. Düşülse de kalkılır, devam edilir. Nitekim öyle oldu. Seçimin ardından soğuk duşumuzu alıp pazartesi gününe başladığımızda artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Gazetecilere ters kelepçe takan polis de aynı şeyi söylemedi mi zaten "bundan sonra hiçbir şey aynı değil, size öğreteceğiz" diye. Eh öğreniyoruz işte. Yalnız unutulmaması gereken şu ki, hiçbir şey hiç kimse için aynı değil, olamaz da zaten. Ama evet, defalarca söylediğimiz gibi gelecek uzun sürüyor. 

O yüzden neye inanıyorsak ona devam... 

P.S. Son zamanlardaki takıntım ya da daha doğru bir ifade ile algı seçiciliğinin odak noktası bir mekandaki özellikle de pek havalı pek pahalı mekanlara gelen elbette çok havalı, maşalı saçlı, orta-üst yönetici veya ev kadını olan kadınların tek taş yüzükleri. Hepsi o kadar sıkıcı ve o kadar aynı ki...Hepsi tamtur ve tektaş. Ve hepsi aynı. Ve çoğunda da çok sakil duruyor. Muhtemelen o yüzüğe çok büyük anlamlar yüklemekten ötürü olsa gerek, her şey fazlasıyla mış gibi.  Zaten çoğu kadın da aynı, gerek zevkleri gerek adamlara dair ajanda üzerinden giden halleri ile. Evet dediğim son günlerdeki yeni eğlencem bu; önce yüzüklere ardında tipe bakıp hikaye kurgulamak. 

P.S. (2) Hayır, tek taşa karşı değilim. Aksine. Ama sıradanlığa ve ortalama zevkin kendisini ortalıklara atmasına karşıyım. Ha tabii bir de o g.tüm gibi tek taşlarla kendisini Kim Kardashian'nın devasa yüzüğünü takmış gibi hareket edilmesine hastayım. Ulan altı üstü adam gitmiş Kapalıçarşı'dan (bu iyi tahmin, Atasay filan demiyorum mesela) almış yaptırmıs en iyi ihtimalle de -ama en iyi diyorum- Tiffany'den almış. Eee? Çap belli, karat belli, model belli, karının giydiği kıyafet, maşalı saç modeli belli, olmadığı zaten belli. O yüzden bi sakin bebeğim, kimsenin sana ve parmağındakine baktığı yok. 

P.S. (3) Bütün bir haftam neredeyse doğru fontu aramakla geçti; "memoriam". Ve buldum. Ve çok güzel olacak. 

P.S. (4) Beşiktaş pazarı ve Bodrum kırma zeytini. Cumartesi keyfi. Ve ardından gelen Sabahattin keyfi ve rakı keyfi ve lüfer keyfi ve # 8 keyfi. 

Olduğu kadar bir never on sunday...

Monday, March 23, 2015

P.S.




Memory Lane değil de eskinin yeniye adaptasyonu olarak geçen günlerin haftaların ayların hatta yılların ardından gelen minik kıpırtılar, mutluluklar, keyifler, gururlar deyip cuma akşamı J.A. & F.A.'nın herhalde artık 50 yıllık dostları Gülsün Karamustafa'nın Hollanda Konsolosluğu'ndaki ödül töreni, insanın arkadaşları dostları ile gurur duymasının mutluluğu, keyfi, içilenler, yenilenler, konuşulanlar, hatırlananlar deyip sıcak cumadan soğuk cumartesi gününe geçiş, hava değişikliğinin yoruculuğu, nihayetinde gidilen havalı ötesi mekan Alancha, "yani. olsa da olur olmasa da olur" mekan, kokteyl sevenler mekanı, elektrikli araba ile kapıya servis eğlencesi, pazar günü, maç heyecanı (!) , Çirkin ama karizmatik erkek B.'de buluşma, kalabalık, kötü maç, kazandığımız maç, kazanmamızın hiçbir şey ifade etmediği, çirkinliklerin yaşandığı maç derken ortaya çıkan p.s.

P.S. Ne kadar ama ne kadar kötü bir maçtı... Ayrıca o kadar teknolojiye rağmen hala o kartlar hak eden hareketlere çıkmıyorsa, bebeğim cebinden çıkartıp da sıktığın o köpük sadece modernite gülünçlüğü olarak kalıyor. 

P.S. (2) " Teşekkür ederim ". # 8 ile konuşurken gecenin yarısı konu konuyu açtı ve söylerken farkettim ki öyle zor durumdaki, zorluk içerisindeki birine yardım filan hariç ama sevdiğim, kaale aldığım kimseden yaptığım bir hoşluk, bir jest, verdiğim bir hediye, önerdiğim bir iş pozisyonu, tavsiyet ettiğim bir isim için hemen hemen hiç teşekkür duymamışım.  Öyle bandolu davul zurnalı olmasına gerek yok ama yine de benden giden güzel ve keyifli hareketlere edilecek içten bir "teşekkür" benim semtime uğramamış. Bende sorun olduğu kesin de, etrafım da matah sayılmazmış. Hatta bayağı bir çirkinmiş. Neyse, çoktan miş'li geçmiş zaman olmuş zaten...

P.S. (3) Alancha...uzun yazardım ama üşeniyorum. Ama benlik değil çünkü müdavim mekanı değil. Michelin biraz zor, zaten Michelin rehberi de yok. Ben hala havalı yemek için Maya'da, Papermoon'da kalayım. 
 

Monday, April 21, 2014

P.S. # 2

korkunç ivan misali korkunç kurt adam temalı tutulma-eclipse günleri, gerçekten içimizden birilerinin beklenmedik şekilde kurt adamlaşmaları, sudan sebeplerle olmayan mevzularda edilen kavgalar, çıkartılan hırıltılar, kanlı dolunay filan derken sarhoş gibi bilinçsiz hareketler, kendinde olmayan davranışlar, araya sıkışan beklenmedik cenazeler, radyo günleri, inanılmaz yorucu geçen 3 eğitim günü, coğrafya günleri, ağlayan kadın günleri, sitemkar kadın günleri, bitmeyen taleplerle gelen kadın günleri yaşanırken müthiş eğlenceli niyeti ve bir pazar sabahında kendisi için fantastik bir hareket ile "en kötüsü bir çay içerdim" harikuladeliği ile mutlu eden # 8, insanlardan ve tahammül edilmez bencilliklerinden iyice sıkıldığım günlerde nefes aldıran gündelik mutluluklar vs derken p.s. günleri, pms günleri ...

p.s. küçük dünyaların insanları olarak hala buralarda "twitter'ı dize getirdik" gibi dünyanın en embesil en zeka özürlü laflarını edebiliyor, buna da inanılmasını bekliyoruz. hala. acıklı tabii düşülen durum. insan "zavallı" demeden edemiyor. ne de kötü bir şeydir birine birilerine acımak da bunu edene ne denir ki?

p.s. (2) twitter gibi dünya devlerini dize getiren bir coğrafyanın sıradan ama gururlu mensubu olarak rüşvetin cari açığı nasıl kapattığını da merak etmiyor değilim hani. gerçekten nasıl oluyor cari açığı kapatmak? o zaman hepimiz ödediğimiz kdv ile, stopaj ile, kredi kartlarından alınan komisyonlarla, trafik cezalarıyla, içtiğimiz içkinin vergisi ile yanında gelen hesabın gittiği kasanın ödediği vergi ile cari açığı kapatıyoruz. ben buradan bunu anlıyorum. gerçekten de kahraman olmak müthiş bir şeymiş. artık budur mottom: "cari açığı kapatıyorum ben" 

p.s. (3) yıllardır değişmeyen en büyük teknolojik hatam; hala yanlış insanlara yanlış mesajlar, e-mailler atmak...yok bitmiyor. özellikle de aynı ismi taşıyanlara gönderdiğim fantastik ötesi yanlış mesajlar herhalde bir gün sonumu getirecek. ama olsun "cari açığı kapatıyorum ben"... 

ne gülüyorum ağlanacak hallere ya neyse...
 

Wednesday, January 8, 2014

P.S.

p.s. yeni yılın ilk notları ilk günleri olsa da yaşananlar itibariyle sanki sonlarına gelmiş gibi duran bir halimiz var. yaşananlar, çalınanlar, gündemdekiler o kadar çok ve o kadar hızlı gelişmiş ki bugün itibariyle yeni yıldan sadece 8 gün geçmiş dahi olsa ağırlığı tonlarca gibi. 

p.s. (2) elbette her şey korkunç kötü korkunç sevimsiz değil ama işte ocak ayı kış mevsimi erkenden biten günler ve ne yazık ki erkenden aydınlanmayan sabahlar, kat kat giyilenler ve hiçbir işe yaramadan düşülen hastalık günleri bir şekilde her daim sevilen mevsimin bahar olduğunu hissettiriyor.

p.s. (3) garip ama bir kez daha anladım ki garez bize. gerçekten de öyle. ayıp ama cidden, bu kadarı olmaz. ya gerçekte ne yaşadığını göstermeyen ya da ne gösterdiğini gerçekte yaşamayan bir halde. tamam bu kadarını anladık da işin can sıkıcı tarafı bu boktan durumun tezahürleri sadece bizlerde yaşanıyor olması. yoksa kendi karanlık dehlizlerinde boğulabilir, cidden ama cidden umrumda değil. herkesin hayatı kendi seçimi de başkasının boktan ve mutsuzluk seçimini ben yaşamayayım. nedir ya bu gündelik kötülük halleri, kötülüğün sıradanlığı (ah be hannah arendt, yaşadıkça büyüdükçe gördükçe seni anmadan ilerleyemiyorum. respect!

p.s. (4) şu son zamanlarda yaşattığı her şeyden ve söylediği tüm yalanlardan sonra eğer bir voodoo büyüsü yaptırmak istesem hedefteki kişi sadece ve sadece evsahibim olacaktır. hem de hiç üzülmeden yaptırırım. insanların iyi olmadığını, özellikle de en iyi, en masum, en yardımsever ve tabii en mazlum görülenlerin gerçekte en kötü olduğunu bilsem de bu tip durumları yaşamak hoşuma gitmiyor. kendimce kötüden, kötü dil, kötü göz, kötü niyetten uzak bir yol seçmişim ilerlemeye çalışıyorum ama işte varlığını engelleyemediğim insan tipleri, yaşam alanları ve ilişki biçimleri yordukça yoruyor. ama ne ile uğraşırsan osun o yüzden geçip gitmek ilerlemek kaale almamak lazım.

p.s. (5) son günlerin bomba laflarından "zamanlaması manidar" mı bilemem ama ben artık bu yalan temelli ilişkilerden, iletişim kurma biçiminden çok sıkıldım. bitsin gitsin uzağımda tükensin istiyorum. hele hele koca koca adamların hiç rahatsızlık hissetmeden alenen söylediği yalanları duymak cidden hasta edercesine etki ediyor. insan özel ilişkilerinde yalan söyleyenleri bir şekilde kenara koyuyor veya atıyor da bu toplumsal hayattakileri istesen de atamıyorsun ve her şekilde maruz kalıyorsun. ve korkunç sıkıcı bir şey bu. 
*** ara not olsun o halde*** sabah gazetesi? hani tamam bildiğimiz şekilde ilerliyorlar da yine de galiba hala insan olmak şaşırmayı da getiriyor beraberinde. yaptıklarına, manşetlerine, fantastik excel çalışmaları şaşkınlık nidaları ile bir de vah vah diye düşündürüyor. bayağı kötü ya. bayağı.  

p.s. (6) hayır, daha fazla uzatmıyorum saçımı. niyetim de yok. istediğim boya gelince denemek istediğim bir model var, hepsi bu. yoksa kısa saçtan sıkılmam gibi bir şey de yok.

p.s. (7) antibiyotik kurutuyormuş. hem dışı hem içi. ilginç. ama sevimsiz ilginç.

p.s. (8) la vie d'adele veya blue is the warmest color iyi ama konuşulduğu kadar istisnai bir film değil. iyi film orası ayrı ama iki kızın birbirine aşkının canlandırıldığı acıklı aşk temasından ziyade filmin orijinal ismini taşıdığı gibi kısır bir hayatı süren ve hayranlık çıkışlı kendince çok büyük bir aşk yaşayan gayet sıradan bir kızın hayatını anlatan film. ve ayrıca o sevişme sahneleri olmasa bu kadar dikkat çekmez orası kesin. ama sahneler bomba ona bir diyeceğim yok. ama lezbiyenler beğenmemiş, onu bilemiyorum işte. 

p.s. (9) evlenmedendogurabilirsin.net gibi siteler yapanlara, kendine inananlara, gücünü kendinden alanlara, kendine güvenini yanındaki erkekten, veya ona yaptığı çocuk neticesinde bir anda sahiplendiği kutsal anne sıfatından almayan kadınlara kesinlikle bayılıyorum. ve müthiş saygı duyuyorum. 

p.s. (10) hastalık bitti de bitmedi işte. ama tüketti orası kesin. 

p.s. (11) ilk olsun fantastik olsun diye bekledim ama p.s. de yazılar da sıkıcı oldu gereksiz oldu. sağ klik bilmemne yapmaya üşenmesem hepsini silerim. whatever. yeniler güzel olsun parlak olsun şahane olsun hele hele kendim gülmeyen ciddi sıkıcı bir tip olacaksam mümkünse yokolayım. 


Sunday, September 15, 2013

P.S. # 7



beklenmedik cuma temizliği, teşekkür yemeği, eğlenceli teşekkür yemeği, "yırtarsan beni 2 hafta rehabilite edemezsin söyleyeyim", korku filmi, lazy mazy haftasonu, abdülhamit usulü yumurta, geçtiğimiz hafta ile gelen et arzusunun zübeyir'de son bulması, güzel hava, hastalığa sürükleyen alengirli hava, çok et çok rakı neticesinde "hoh", sakin pazar, never on sunday pazarı gibi pazar derken akan burunlar, üşüyen ayaklar, eylül ayı ile hay bin kunduz yine geçiştirilen gribal enfeksiyonlar falan filan ve işte p.s....

p.s. yüzüne gülümseme yapışmış vaziyette dolaşan insanları ne kadar sahte buluyorsam herhalde onlar kendilerini bir o kadar samimiyet patlaması olarak göstermek istiyorlar ve verilen  o pozlar o iddialı "sevgi börtü böcek" lafları bu yüzden olsa gerek. gülben ergen de mevlana'ya gönül vermiş onlarca ünlüden biriymiş, elbette onun yolunda aymış, hayatı bambaşka görüyormuş ve şems bir güneşmiş ona çıplak gözle değil ancak rumi'nin gözlüğü ile bakılabilirmiş falan filan. röportajında öğrenmiş olduk. o yüze monte edilmiş şahane gülümsemesinin ne kadar sahte olduğu o kadar ortada ki gösterdiği çaba takdire şayan. bir başka yapışık gülümsemeli meltem cumbul gibi. ne yazık ki her ikisini de dışarda sokakta, işle ilgili olarak görmek ve konuşmak durumunda kaldığımdan o gülümsemenin altındaki canavarı da yakından selamlamam gerekti. acıklı tabii her gün oynanması gereken maskeli balonun varlığı da işte bu da bir tercih, seçilmiş yol. aynen bizimkiler gibi. 

p.s. (2) pazartesi küçük haydutlar geri dönüyor. okullar açılıyor. bizim sokak için bitiştir. 

p.s. (3) taksim herhalde tarihi boyunca bu kadar çirkin bu kadar zavallı gözükmemişti. tünelleri ve giriş çıkış komedisini filan geçiyorum da meydanın durumu o kadar kötü ki kına ile boyansa belki bir renk gelir, o kadar vahim. ama bir yandan trajikomik bir durum da söz konusu çünkü koskoca belediyenin bir b planı yok. "alışveriş merkezini dikeceğiz, dönerciyi, tatlıcıyı açıp  paraları kıracağız, önce biz yiyeceğiz, sonra diğerleri halk dediğin de gelip gidecek işte neyi sorgulayacak" düşüncesi ile şekillenen hayaller bir anda çark etmek durumunda kalınca öylece elde çöl gibi kurak ve gri bir meydan ile bakakalma durumu daha ne kadar sürecek belli değil. doğumgünün kutlu olsun belediye! 

p.s. (4) dünya savaş çıkmama ihtimaline sevinirken bizimkilerin bu ihtimale karşı sergiledikleri düşmanca yaklaşım da bir o kadar samimiyet sorgulayıcı değil mi? 

p.s. (5) gerçekten de insanlara nazik olmak lazım. iyi bir şey bu. ama sahte bir nezaket ile gözleri döndürerek konuşan, fönlü saçlı bebek taklidi yapan kız nezaketinde değil. içten gelen ile ki çoğunlukta yok bu meziyet, çoğunluğa karşı da gerek yok zaten. aptallığın alemi yok; nazik davranana nazik, kaba saba davranana da hakettiği gibi davranılır. denklem bu kadar basit. 

whatever. bitsin gitsin. gidelim zaten.   




 

Thursday, August 29, 2013

P.S. # 6

Gerçekten de koskoca bir hafta sanki hiçbir şey yokmuşcasına, yaşanmamışcasına geçmiş gitmiş. Farkına dahi varmamış, dikkat etmemişim. Oysa life is life ve bir sürü bir şey oluyor, yaşanıyor. Bizde de başka yerlerde hayatlarda da.

p.s. monica bellucci ile vincent cassell ayrılmış. gerçekten de scoop bu olsa gerek. tam da ben kendisini ne kadar beğendiğimi o ise "artık yaşlı ama olur yine de" demişken...

p.s. (2) çok pek çok özlediğim fuket 'e öncelikle kavuşup, buluşup arka arkaya 3-4 duvel ile erken vakit sarhoş olmam ise resmen bomba. ama artık böyle galiba. kim ile konuşsam bunun çok normal olduğunu söylüyor. ama daha da eğlencelisi 45 derece sıcakta zübeyir 'e gidip de dört duble gelen # 8 ile sarhoş vaziyete buluşmak oldu. bayılıyorum böyle komikliklere, hele hele karşı cinsin iyice oğlan çocuğu hallerine.

p.s. (3) furi ' nin o çok güldüğümüz "e mudo'da var" lafına, fuket ile buluşup da buddha'ma kavuşunca daha bir güldüm. ama olsun bu anavatanından geliyor, daha bir şahane daha bir gerçek.
      

Sunday, August 18, 2013

Le retour # 2

gerçekten sabaha karşı saatlerde bile halen bilinmezin tartışması, bir nevi kavgası, karşılıklı incelikler yüzünden yaşanan tartışmalar, "capri de olur, amalfi de olur, positano da olur yol aynı yol" üzerine başkalarınca "kumburgaz"a benzetilen hırvatistan'nın listeden silinmesi, en yakın mutlu edeceği en emin güzergahın yunanistan olduğuna karar verilip haftalardır herhangi bir araştırma yapmayıp gecenin 3'ünde birkaç adres ile 06:30 itibariyle yola çıkmak, hem de kara şimşek ile, silivre, edirne medirne derken birden ipsala, nisbeten az kuyruk, kötü ve zevksiz free shop üzerinden yunanistan, yolların etrafı benzer doğa dokusu ile süslü olsa da yolların benzersiz medeniliği, pürüsüzlüğü sayesinde öğle vakti selanik, güzel ama nedense köhnemiş bir selanik, rahat insanlar, hiçbir şekilde kask takmayan motorize yunanlılar, miami'deki diner'lar gibi retro tarzı otel, smirnoff ice arayışının mythos biraya yöneltmesi, resepsiyondakilerin manasızca turistik selanik lokantılarına yöneltmesi ile asıl yerel yerleri sonradan keşfediş; sonradan büyük hata olmasa da gereksiz bir gaflet olduğu anlaşılan halkidiki'ye gidiş ve hüsranın binbir rengi, sıkıcı ve silivri-kumburgaz-lüleburgaz hattından hallice yerler, kaçsak nasıl kaçsak nasıl gitsek derken 1970lerin sonundan kalma zeus otel'e sığınış, tek yataklardan yapılmış çift yataklı odalar; sabahın köründe güzeller güzeli kavala'ya kaçış, ve mutluluk, ve güzel şehir, her tarafından denize girilebilen şehir kavala, tosca beach, bungalov, deniz deniz deniz, yolda böğürtlen toplayan # 8, her daim yemek, her daim domates, her daim ızgara ahtapot, her daim zeytinyağı, her daim güzel kavala, otelin plajında kendime yarattığım hayal dünyasındaki atlantis gibi kurguladığım şehir anotherstarapolis, taşlar, şehrin gerçek lokantalarında yemek, to araliki, retsina'nın favori içecek haline dönüşmesi ile her gece neredeyse retsina içme sevdası, yer yer gerginlik, incelikler yüzünden gerginlik, belki de yenilen en güzel salatanın komedi bir plajda yenilmesi, yine eski mahallede yine güzel yemek; kavala'dan thassos, oda-ev gibi bir yer, deniz, skala maries, köyün denizi, denizin köyü, kara şimşek'in toprak yoldaki kalma hali, efsane beach'lerin sıkıcılığına karşılık thassos köy plajlarının şahaneliği, rahatlığı, dinginliği, yunanlıların bizden çok daha saygılı araba kullanması, tatilde yaşanabilecek her şeyin yaşanması ve bir de üstüne ders çıkartılması, milat, sadece bikini ve üzerine bez parçası ile geçirilen bir hayatın mümkün olduğu gerçeğinin yunan sınırlarında yunan gündeliğinde yaşanması, kimsenin bakmamaası, karışmaması mutluluğunun sarhoşluğundan elbette ulu türk devletinin sınır kapısı ve bankolarda büyük fontlarda yanıp sönen bekçi murtaza talimatları ile ayılmak ve "pasaportları ruhsatı hazırlayın!", "görevlilerle tartışmayın!" cümlelerine ek olarak yaptığı kontrolle kendisini büyük şef ulu manitu zanneden, kendi vatandaşına "merhaba" demeyi dahi zul gören mallarla - ne yazık ki- döndüğünü anlamak ve tekrardan basıp gitmek için-kim bilir belki de sonsuza kadar- gün saymak... 

p.s. döndük geldik bir de üzerine cenaze kaldırdık haftasonu. artık iyice ayıldık. 

p.s. (2) retsina'dır bundan sonra yaz içkim. hele o bardakları. arayıp da bulamayınca " delizia'nın bardakları bunlar eğer bulamazsak onlardan alır, boşaltır kullanırız" gibi şahane bir formülle geldi.

p.s. (3) ne kadar çok rüya gördüm. hem de her gece. hem de hiç öyle alışageldik vaziyette şöhretli, beautiful people tayfası filan değil, hemen hepsi tanıdığım bildiğim bir şekilde hayatımda olan insanlarla ilgili. hem de fantastik konular hiç değil, gayet her an her şekilde olabilecek sıradanlıkta olaylar. 

p.s. (4) en fantastik olaylardan bir tanesi de gizli saklı plajları bulacağız diye oradan oraya girip de toprak kum çamur içerisinde kalan kara şimşek'in altına #8'in aynen imparator hadrianus gibi taştan yollar yapmasıydı. eh bir 2 saat sürdü tabii, taştan yollar kah işe yaradı kah yetmedi ama kontağı çevirip de gazı veren kurtarıcı ise ben oldum. önde iten dört kişi ile beraber...       




   

Wednesday, May 15, 2013

P.S. iç sıkıntısı

Türkiye'de yaşayıp da iç sıkıntısı çekmemek, yüreğinin daralmasını yaşamamak mümkün değil herhalde. Her gün, her haber saati "şimdi ne olacak, şimdi neye küfredeceğim, şimdi hangi hakkımızı ele alacaklar , şimdi hangi yalanla gelecekler, şimdi hangi adaletsizliği adilmiş gibi gösterecekler, şimdi kimin canını acıtacaklar ...?" düşüncesi ile yaşanıyor, her güne ancak ve ancak kişisel çabalarla güzel başlanabiliyor.

Bugün mayısın sadece 15'i ve 1 Mayıs'tan itibaren o gün de dahil olmak üzere her gün bir trajik olay, her gün acılı saatler, yanan haneler, yokolan aileler diye devam edip gidiyor.

Reyhanlı, üstü kapatılmaya çalışılan Reyhanlı, elbette bunun sonucu oluşabilecek psikolojik travmalardan toplumu korumak için koyulan haber yasağı ve bunun savunulması, bir o kadar iyiliğini düşündüğü için her gün muhtelif yasaklarla onu istediği şekle sokan iktidarın Reyhanlı halkına gitmeyen hali, sözde futbol diye oynan çirkinler musabakası, ikisi de birbirinden lüzumsuz birbirinden çirkin olan Sabri ve Volkan, onlardan daha da lüzumsuz aldığı nefes insanlığa zarar olan ama çok akıllı bir hareket yaptığını sanarak beyinsizce elindeki muzu veya kafasına siyah torba geçirip elindeki negroyu sallayan mal taraftarlar, açık alanda uygulanmak istenilen içki yasağı, "aa yok hayır yaşam biçimlerini müdahele etmiyoruz" sanrıları, gerçekten de "yetmez ama evet" güzellikleri, gündemin değiştirmek için uygulanan aynı hareketler, geçen seneki uludere ve kürtaj ikilemesi ile herkesin asıl mevzudan uzaklaşması ve işte her zamanki gibi aynı hikaye, aynı yalanlar, aynı yasaklar, aynı müdaheler derken yaratılan aynı nefret duygusu. Hem de okkalı küfürlerle beraber. 

Bazen gerçekten Lüksemburg'lu filan olmak istiyorum. Her şey tasasız ve sorunsuz yaşansın geçsin gitsin. Varsın hareket olmasın. Huzur olsun, huzur.

Yine şiştim. Sustum ve durdum.

Tuesday, April 16, 2013

P.S. # 5

- fazıl say'a verilen hapis cezası ve her şeyden öte gerekcesinin saçmalığı;
- e. bayraktar ve karşısındaki insana akıl almaz küstahlıktaki davranışı;
- meclis önündeki protestocu üniversite öğrencilerine yönelik bir başka akıl almaz derece düşmanlık yüklü şiddet; 
- boston maratonu 'nda patlayan bombalar 
vs vs vs vs 

                                     via ntvmsnbc

peki, bir başka insana duyulan nasıl bir hırs ve nefret ifadesidir bu?


 Her gün zaten kişinin kendi dünyasında, toplumsal yaşantısında veya aradan okyanusların geçtiği uzak topraklarda sayısız üzücü, sinirleri hoplatıcı olay oluyor, bunlar neticesinde yüreği sıkışıyor, küfrediyor, yapanlara saydırıyor, hırsı ve nefreti her türlü aksi çabasına rağmen artıyor. İşte modern hayatımız. İşte tam da bu yüzden zaten her şey istem dışı vaziyette bu kadar siyah iken gülebilmek, direnebilmek, iyi şeyler düşünebilmek, yüzde iyiliği yansıtabilmek daha da önem kazanıyor. Yoksa her gün ağlanacak, nefrete yelken açılacak yeni bir gün.

Pazar akşamüstü metresim E.'nin doğumgünü buluştuğumuzda, kendisinin bir o kadar sevdiğim kocası E., kendime dair bir başkasından uzun zamandır duyduğum en güzel laflardan birini etti. Gerçi haksızlık etmemek lazım çünkü uzun süredir degradasyon ülkesinden uzakta yaşadığım için güzellikleri daha sık duyuyorum ama yine de gayet hoştu söylediği de, içtenliği de.

p.s. ama herhalde guzel lafların en bombasını # 8 etmiştir; " hesap yapmama, amaca yönelik ince hesaplarla mesaj vererek yönlendirmeme" mevzusu üzerinden. tamamdır benim için.

Wednesday, April 3, 2013

P.S. # 4

pazar ertesindeki pazartesi moon sickness sendromunun hafif ölçekli devamı, film festivali, tarzı ile tahammülü zorlayan film festivali izleyicisi, apres mai, olivier assayas, g.g., güzel film, günü birlik kıbrıs telaşı, pek sevdiğim  b.ü. ve salon b.'nin dedelerinin cenazesi için girişilen kıbrıs telaşı,sabah erken uçak telaşı, bir anda geçen mayıs e.k.& e.'nin nikahı için gidilen kıbrıs seyahati ve eğlencesinin hatırlanışı, isveçli ile  sabah bira komikliği derken nisanda bile sıcak kıbrıs, siyah kıyafetlerin iyice sıcağı çektiği kıbrıs, bahçedeki limon ağacı ve harikulade kokusu, b.ü. & salon b. ile yine yeşilköy "aile" günlerine dönmüş vaziyette ailecek arabanın arkasında üçümüzün oturuşu, klasik spastik hareketler, dönüş, bir anda herkesin aynı saatte uçabilmesi, peksimet sevgisi, hep istanbul'a dönmenin güzelliği, mutluluğu, gece istanbul'a inişin güzelliği, alınanlar alınamayanlar, bulunanlar bulunamayanlar, yorgunluk, marin takımlardaki deliksiz uyku, garip rüyalar, benimle ilgili olmayan garip rüyalar, tek biri yeri benimle ilgili, itin g..ne sokup çıkartacak kadar püskürmemle ilgili olup kim bilir belki bir gün gerçekleştiği takdirde hiç mi hiç şaşırtmayacak rüyalar, nisbeten geç uyanış 27 derecelik kıprıs'ın aksine istanbul'un kapalı ama ılık olması, yine de güzel olması, bahar hissiyatı gibi olması, tiril tiril günlerin kapıdan kendini göstermesi gibi olması vs.

ah capri, erguvanlar, mor salkımlar, morlar pembeler içerisindeki capri... take me to capri !   

Monday, March 11, 2013

P.S. # 3

cuma, parti cuması, a.ç. doğumgünü öncesi şimdi ve soğuk bira güzelliği, kırık ayaklı gey kapılım z., metresim e., organik b. ve g., kendisi gelemeyen ama bizi alıp da yürütmeden partiye atan # 8, zelda zonk, heyecanlı doğumgünü, erken kaçış, kısa görsem de gördüğüme sevindiğim sekvotka, sosisli vs kokoreç, güneşli cumartesi, beklenmedik şekilde ada'ya sürpriz ve öncesinde g.g., h.k.& u., ada, mimoza kokular içerisindeki ada, j.a.'ya hiç beklenmedik sürpriz, dönüş yolunda kaç zamandır görülemeyen ama düşünülenlerle karşılaşma tesadüfü, cumartesi yemeği, juno, bahar pazarı, gerçek bir never on sunday pazarı, "bahar geliyor tiril tiril günler geliyor", mob squad, güzel film old school tadındaki film, ryan gosling'in ince mi ince sesi, sinemada yüksek ses konuşan pinponların bunalımı, g.g.'nin hala oluşunun beklenmedik kadar erken gelen haberi, kısa ziyaret, dönüş ve cidden never on sunday.     

Monday, February 4, 2013

P.S. # 2

lodoslu cumanın gelişi, ayın 1'i, 1 şubat, hep bildiğim hatırladığım r.'nin doğumgünü tarihi iken geçen seneden beri pek sevdiğim anneannemin de ölüm tarihi, garip gelse de doğum ve ölümün benzerlikleri, her ikisinin kabullenişlerinin sakinliği, 1. yılın ardından gelen geleneksel rakı ile anma, cavit, j.a & f. a., tesadüfen yan masadaki iletişim, sevilen ve sevilmeyen iletişim insanları, daha çok sevilmeyen birikim insanı, eve aynı zamanlarda dönüş ve moonlight talkin', (cidden, "hala merak ediyorum sabaha kadar insanlar belli bir zamandan sonra bile ne konuşurlar, konuşacak konuyu nereden bulurlar" diye söylesem de aslında biliyorum, merak da etmiyorum çünkü sadece olmuş oluyor; cumartesi erken mesaisi, fantastik mesaisi, gelip de alan a.ç., tam çıkmadan arayıp da başına gelenleri anlatan f.a., gidenler, "tamam giden mal olsun" da yine de gidişi ile üzenler, günün fantastikliğinin getirdiği yorgunluk, uyku hali derken cumartesi gecesi kutlaması, doğumgünü, h.k., münferit, sevmediğim alt kat, küçük kalabalık masa, eğlenceli kalabalık masa, doğumgünü kutlaması heyecanı, herkesin sevdiği benim ise hiç sevmediğim pasta, müzik peşinden erken kalkış, yorgunluktan dayanamayıp  dönüş, güzel gecenin ardından sabaha karşı kötü olan # 8, uyuyamama, mide bulantısı ve diğer her şey, pazar günü gidişatının tamamen değişmesi, yavaşlaması, akşama doğru normal seyrine dönmesi, parliament pazar gecesi sineması ve the end.     

Tuesday, January 8, 2013

P.S.

hayat işte diye düşünülen olaylar, tesadüfler, hayat akışı, engellenemeyen yaşanmışlıklar derken bir anda gelen cuma, gündüzü s.e. ile beraber fantastik şekilde eğlenceli geçen ama gecesinde çıkmak istenilen ama bir türlü çıkılamayan cuma, sakin sayılabilecek cuma ve ertesi bir anda feci bir koşuşturmaya dönüşen cumartesi, g.g., sinema, tepkiler çeken küfürleriyle çok utandıran (!) killing them softly, elbette "everyone hearts brad" ama film de güzel, brad de güzel, s.'den gelen "beyazlığın ve kırmızı rujun ile içeri fransız havası getirdin" bombası, soğuk kanyon'dan soğuk nişantaşı'na trafiksiz bir trafikte 10 dakika şaşkınlığı, touchdown, cumartesi yemeği öncesi eğlenceli tesadüfler serisi, tumblr m. & çirkin ama karizmatik erkek b.'nin gelişi, g.g.'nin grubu, meşin ceketi ile # 8'in gelişi, geç akşam yemeği, geç juno, geç ev sohbeti, geç de olsa konuşabilmenin hafifliği, spastik elf dansları, never on sunday hafifliği taşımayan bir pazar sabahı, beklenen bir ölüm haberi, beklenen olsa da yine de f.a.'nın üzüntüsü ile bir yandan da üzerindeki 30 yıllık ağırlığın kalkması, göktürk denilen uzaklarda ama orange county kasabasını andıran bir istanbul mevkii, yakalanamayan sinema seansı, gina, sokakta her adım başı görülen ama gerçek ama sahte ama bir şekilde herkesin üzerindeki pofuduk moncler 'den kusma hissi, asit mi alkali mi yorumları, kar yağışı, "acaba cenaze kalkar mı" ile ne olursa olsun gerçek dünya algısı, pazartesi ile beraber bir yakada kar yağarken diğer yakada günlük güneşlik bir şehirde kalkan bahtsız cenaze, pendik (!), devasa şemsiyeli # 8, mahalleye, cumhuriyete, eve dönüş, normale dönüş ile unutulmayan helvası, beyaz karlı "hayali" dünyaya dönüş ile ister gil scott-heron olsun ister esther phillips olsun ama mırıldanan home is where the hatred is olsun....

Friday, December 14, 2012

Şanslı

Galiba böyle deniliyor. Bir şekilde benim gibilere. Belki her zaman değil, belki de farkına varmadan her zaman. Şans denilen şeye sahip olmak, şanslı olmak, kime göre, nasıl orası tamamen başka bir algı olsa da şanslı olmak güzel bir şey keyifli bir duygu. Yaşaması da paylaşması da. Ancak adalet gibi şans da eşit dağıtılmadığından bu şanslı hali pek göstermemek hatta ondan hiç konuşmamak, susmak gerekiyor, öyleymiş gibi hissettiriliyor. Hal böyle olsa da, varolan hep varlığını sürdürmeye devam ettiğinden, kendini yer yer iyice hissettirdiğinden susmak, şanslı (veya başka iyi) nitelikleri göstermemek, dışarı çıkartmamak  bir işe yaramıyor. En ilginci de tüm bu kapatma çabalarına rağmen hiç beklenmeyenlerden, tahmin edilmeyenlerden gelen sanki özellikle o güzel mutlu anda dışa çıkması beklenilen bir kelime tıslaması, bir cümlenin tınısı üstü kapatılmayan schadenfreude hali oluyor. İnsan böyle bir durum karşısında hazırlıksız da yakalanıp iyice sarsılsa da gerçekten böyle bir durumda kendisi adına zaten olmadığı gibi başkaları adına yapacak bir şey yok. O yüzden devam etmek için kabul etmek ve ilerlemek en iyisi. whatever.

Son zamanlarda zaten öyle hissediyorken bir de üzerine  küçük hareketlerle büyük neticeler yaşanması büyük şanslı duygumu iyice sağlamlaştırdı. Herhalde en sevdiğim şey şu küçük hareketlerin büyük anlamları, büyük ifadeleri olması ile yaşanırken, en nefret ettiğimin ise büyük hareket ve lafların iki paralık içerikleri ile büyük gözükme çabası oluyor.

... iki günlük kaçamak bodrum seyahatinden beri bir türlü rahat rahat geniş zaman dilimlerinde göremediğim ama pek çok özlediğim e.g.,  görünce "gerçekten keşke hayatta başka şey dileseydim" diye düşündüğüm çantasından çıkarttığı hediyesi küçük prosecco şişesi; geçen hafta tribün çocuğu 'nun roma'dan getirdiği ganimetler ; şehir değiştirse de forever l.a. girl e.'nin dünyanın her yerinden attığı her daim gülümseten, mutlu eden kartlar, virginie & géraldine 'den gelen üzerinde düşünülmüş sürprizler, her gün görüşmesek de konuşmasak da chileksuyu 'nun tayland'tan getirdiği şahane minik hediyesi ... diye liste gider de işte budur şanslı olmanın sebebi, son günlerde iyice hissetmenin zincir etkisi.

p.s. en bombası da bazı meclislerde asla telaffuz edilmeyen ve edilmeyecek "ışık" mevzusuna son olarak  E.G.'nin katılması ve "ışık gibi girdin" demesi iyice komik, iyice afallatıcıydı. Bu kadar bariz olana bu kadar bariz şekilde perdeler indirilmesine insan şaşırıyor tabii, haliyle nedenini anlamak istiyor, deniyor, sonra vazgeçiyor, "geçen geçti, bitti gitti" diyor ve acı da olsa "kaybolan yıllar olsun da şu bahsi geçen meşhur ışık olmasın" deyip nihayetinde bitiriyor konuyu. that's life. ağlamaya da gerek yok. 

p.s. (2) peki biz küçükken şanslı diye bir köpek yok muydu hani çizgi film kahramanı? hani gerzek gibi "kıh kıh" diye gülüyordu. şanslı da olur, kirli de. ikisi de gayet şahane isimler ama kirli daha güzel, kirli iasos'ta, kirli yürürken yanımda pek şahane hareketler yapıyor. kirliii...



Wednesday, December 12, 2012

Sabah keyfi # 2

Kim tahmin edebilirdi ki? Ben değil. Ama öyleymiş. Haliyle deli gibi hoşuma gitti. Takıntılı da kendisi, arka arkaya aynı şeyi dinlemek filan. Oluyor işte, her hanede var bir tane böyle. Geçen gün sokakta rastladığım D. söyledi "bok bok kenefte bulurmuş" diye. Eh, yalan değil. Sabah keyfi aslında 5:30'da başlayacaktı da ben biraz arıza çıkarttım, geciktirdim. Ah, Axl, güzeldin eskiden... ıslık.

p.s. gerçekten her şey pek kendi patience düzeninde ilerlerken birden gelen fırtına patience 'i hatırlattı, mırıldandırdı. ama gerçekten sabırlı biriyim, gemileri bir anda fevrice gerzekçe yakmayan yapıdayım. ama amk! sabah sabah yoruldum gerçekten. 

***
...little patience, mm yeah, mm yeah
need a little patience, yeah
just a little patience, yeah
some more patience, yeah
need some patience, yeah
could use some patience, yeah
gotta have some patience, yeah
all it takes is patience,
just a little patience
is all you need


***




 

Tuesday, November 13, 2012

P.S. # 7

en son eylül başında yazılmış p.s., üzerinden geçen sadece 2 ay olmasına rağmen 22 ay gibi p.s., cuma günü 2 günlüğüne atina'dan gelen elli ve bir de amerikalı, ilgi alaka yemek arkadaşlık dostluk vs,  juno , touchdown, karşılaşılan isveçli ve çirkin ama karizmatik erkek b., karşılaşılan başka insanlar, işten çıkamayıp yemeğe de içkiye de gelemeyenler; sakin cumartesi günü, güzel hava, cavit, pek eğlenceli pek komik pek derin yemek, rakı,  # 8, inat edip de "kendimiz hallederiz" ile cumartesi akşamı kötü yemek kötü ortam ile yetinen haliyle cavit'e çöken elli + amerikalı, yan, reflü krizi, yorucu gece, yorucu pazar, never on sunday halinden oldukça uzak bir pazar, her şeyin daha iyi olduğu pazar gecesi, gecelerin hala ısınmadığı, ısıtılmadığı ev, merkürlü pazartesi, salı, g.g., çorba, pek sevdiğim pek özlediğim pek eğlendiğim s.e., rahatlık, benzer konularda benzer düşünceler, "oh be", uzak uzak, kime uzak, neye uzak, ne kadar uzak...? 

p.s. öyle bir laf duydum, öyle bir laf yedim ki herhalde önümüzdeki yıllarda bomba laf arayışına girmem ...

p.s. (2) büstiyer. bulamıyorum. sinir oluyorum. alttan çıtçıtlı değil, belde biten türde. yalan mıydı yani intimissimi heaven in rome reklamları.  şayze!

Monday, September 3, 2012

P.S. # 6


f.a.'ya 65. yaş hediyesi peşinde elbette kanımın çekilerek gittiğim galatasaray stadı ve kaybolduğum seyrantepe yolları ve ne yazık ki sürpriz hediye uğruna çabaların hepsinde o takımın o kulübün bütün kayıtlarının ismime açılması haliyle bana kapağı ve nihayetinde sahip olunan hediye mutluluğu; ada ve biraz hasta j.a., hediyesini verdiğimizde 12 yaşındaki oğlan çocuğuna dönüşen mutlu ötesi f.a., cumartesi sabahı şehre geri dönüşü, güzel ama hafif tedirgin dönüş, perşembe sabaha karşının tedirginliği, atlatılan tedirginlik, develi, hiç bilmediğim terası, # 8, aylar sonra et ve sadece et olarak kalmayıp kebap ama meat is murder, elbette rakı, elbette eğlence, elbette dedikodu, elbette tedirginlikler, elbette gülücükler, elbette günün sonunda her şey frisky ...ve p.s. ve pazar ve never on sunday ve yazın son günleri ve yatay düzlemde sabitlik

Tuesday, August 28, 2012

P.S. # 5

cuma yemeği, ada'ya geçiş, tanıdık ada ahalisi, benim için barbunyalar yapmış i.ç. & o.ç. ve tabii yanımıza ara ara katılsa da evlatları r.ç., hannah arendt yazarı f.b., sabah erken dönüş; cumartesi, geçen sabahattin sonrası organize edilen brunch, h.& u. , pek sevdiğim m., ve kendisine "senin aynın. ben şu anda şoktayım", g.g., güzel ev, mutlu ev, hiç gitmek istemeyiş, "mutlu anların mutlu paylaşımı ile mutlu ayrılmak" ile "ya ne kadar unutmuşum benim için mutlu olunduğunu hissetmeyi", gece yemek, # 8, "eee nereye gidiyoruz. sabahattin değil mi? nasıl yani? senin iskele'ye gitmeyecek miyiz? yoo sen öyle demedin mi?" gibi fantastik konuşmalar neticesinde aynı haftada 3 gece ile kendi sabahattin rekorumu geçmem, yine mekanın temizlenmesiyle beraber kalkmamız, apartman trafiği; pazar, inşaat, uykusuzluk, j.a., haftasonunun bitişi ve p.s. # 5