Tuesday, January 14, 2014

Arada yaşananlar

arada yaşanaların, hissedilenlerin çokluğu, bazıların önemi, bazılarının keyfi, bazılarının bitip tükenmeyen sıkıcılığı, perşembeden gelen bazı haberlerle yapılan ve iptal edilen ani ankara programı, cumadan gelen g.g. ve bibuçuk ve bira ve anlamayan garsonlar ve sadece mutlu etmek için yanımıza gelen # 8, yazdan beri bir türlü kavuşamayan g.g.& # 8'in kavuşması; kış için şahane güzellikte ama yazın ebemiz belleyecek olan hava, cumartesi, z.ç. ile öğlen aşşk'ı, çorba aşkı, epeyce zaman önce verilmesi gereken ama bir türlü denk düşemediği, şartlar uygun olmadığı için verilemeyen, verilemedikçe de üzerimde azımsanmayacak bir ağırlık yaratan emaneti nihayetinde r. 'ye verebilmem, aylar sonra kavuştuğum sabahattin ve rakı balık mutluluğu; never on sunday mutlulukları sakinliği heyecanı çocuklukları derken ilk defa mide krampları ile tükenen # 8, "ama gerçekten o kadar yersek olacağı budur"; pazartesi ile biraz barthez bolca ve çok ama çok ama çok özlediğim eski l.a. yeni san francisco girl e., yine kendisine özlemimden delirdiğim  fuket ile karşılıklı selfie münasebetleri ve buna furi'nin yorumları derken arada yaşananlar...ve tabii kendi küçük dünyamızın geri kalanında hsyk yasa tasarısının adalet, yargı, hukuk devleti gibi kavramların yüreğini sökmesi; internet sansürü ve internet üzerinden fişlenmenin yaratacağı mutsuzluk, tedirginlik, mahremiyetsizlik hissi; çocuk gelin gerçeğinin bitmemesi ve bitirilmemesi; herkesin çocuğu çocuk da işte bazılarınınki daha "çocuk", daha "özel", daha " korunaklı", daha " önemli", daha "ahlaklı", daha "inançlı" olması; filler tepinirken ezilen çimenler halinde yaşamamız; söylenen yalanlar falan filan derken arada yaşananlar gündemi hem yoğun hem de sevimsiz. 

p.s. en güzel selfie payetli selfie! ama gerçekten de sahneye çıkmama 5 kala yanımda resim çektirmeye gelmiş hayranımla çekilmiş gibi poz, yalan değil. ama çok da güzel o da yalan değil. her yer payet olsun benim olsun...

p.s. (2) san francisco girl e.'den aldığım yakın temas hollywood dedikodularından da anlıyoruz "hesap kitap yapan, ilişkiyi kafasındaki ajanda ile yaşayan kadın"lar lezbiyenler arasında da mevcutmuş. üzülerek anlaşılan o ki kadınların çok azı ilişki içerisinde olduğu insan ile amaca yönelmeden beraber oluyor, bir şekilde "kapatma" arzusu ile hareket etmiyor. tamam anladık yapacak bir şey yok ama bu tarz kadın örneklerini her duyduğumda gördüğümde içim çekiliyor ve yerin dibine giriyorum. onlar adına, hemcinsim adına. 

p.s. (3) yahu bu "mutluluğu paylaşma eksikliği" ne kadar özlem uyandıran bir duyguymuş meğer de her yaşandığında insan çıldıracak kadar seviniyormuş.  frisco girl e.'ye kavuşmuş vaziyette oturup geçtiğimiz aylar içerisindeki her şeyi deli gibi anlatırken dikkatimi çeken heyecan ve pırıltıyı kendisine söylediğimde verdiği cevap "e herhalde neden aksini bekliyorsun ki?" bunun bir göstergesi herhalde. yani allah kimseyi böylesine bir paylaşım eksikliği yaşadığı durumlara düşürmesin, düşeni de kurtarsın, o kadar net. 

p.s. (4) evet arada yasananlarda golden globe da var, bu konuya da gelecegim ilerleyen saatlerde günlerde.

Sabah keyfi # 2

Evet, ne yazık ki ülkede keyiflik hiçbir şey olmadığının bilincindeyiz. Biz bize giren kol gibi vergileri ödeme derdinde iken bir başkaları da babaları ile işe gitme derdinde. Yani ben de küçükken annemle babamla işyerlerine giderdim de, işte makam başka, mevkii başka, gösteriş başka, algı başka, ahlak değerleri başta olmak üzere her şey bambaşka. Her şey olur bu hayatta. Herkesten her şeyi beklemek lazım.

Aynen Robert Downey Jr.'ın efsane şekilde kool olduğu gibi, bu kadar şahane şarkı söyleyebileceği ihtimali gibi. Hayır zaten kendisine beğenim inanılmaz seviyelerde ama burada her şeyiyle başka bir dünyadan gelmiş gibi. Fuket'in tabiriyle "yuva yıkar" vaziyette. Gerçekten de öyle, "yuvar yıkar" resmen kendisi. Yanındaki Sting de zaten hiç sevmem (ne kendisini ne de feci karısını), sahnede devleşen Robert Downey Jr'ın gölgesinde iyice sümsük olmuş, yoga moga ayağına bir garip olmuş. Cidden sevmediğim müzisyenlerdendir. whatever. Robert Downey Jr insanların güzel yaşlanabileceği, uyuşturucu ve muhtelif bağımlılıklardan kurtulabileceği, mutlu ve kool insan örneği gibi sanki. I heart him hem de big time.

Ben yükselen dolar ve euro üzerinden hayatım bok edilirken, mahkeme davetine cevap vermeyenler arka koltukta oturup yanında babası ile işe giderken bir sabah keyfi yaşayayım. Nasıl olsa elden bir şey gelmiyor.

  

Sunday, January 12, 2014

- 1 : Halet Çambel

Eskiler bir ilginçmiş. Bugünlerde kimse gerçekten ilginç veya ilgili veya derin veya cesur değil. Herkes kendisinin bir istisna olduğunu düşünerek sürdüğü hayatında bir o kadar sıkıcı aslında. Eskiler garip bir şekilde hayata sarılıyor üzerlerine düşen her şeyi layığıyla yapmaya çalışırken bir de üstüne üstlük söylenmezken bugünleri yaşayanlar değil kendi çocuğuna sahip çıkmayı kendi hayatına sahip çıkmaktan aciz, sürekli birilerine "bağımlı" bir yaşam döngüsündeler. Ve tabii o kadar sıkıcılar ki içine düştükleri sıkıcılığın farkında dahi değiller. whatever.

Hem bilim insanı, hem alanındaki ilk kadın araştırmacılardan, öğretim üyelerinden, hem Sorbonne mezunu, hem olimpiyat sporcusu, hem 1936 Berlin Olimpiyatları kapsamında Hitler'in kendisi ile tanışma isteğini reddeden, hem inandığı şeyin peşinden gidip  "arkeoloji" gibi dalga geçilen alanda ne yazık ki "para etmeyenin değerli olmadığı" algısının yönettiği Türkiye'de yılmadan devam eden haysiyetli şahsiyetli insanlardan. 1916-2014 ile yılın ilk gideniymiş, en azından bizim dükkanın ehemmiyet algısında üst sıralarda.


Friday, January 10, 2014

sonsuz bir "delete" isteği

Farkındayım bu "delete" melete internet ve yoğun outlook kullanımı ile dilimize giren ve ne yazık ki türkçe kullanımı da hiç hoş olmayan kelimeler de işte, internet üzerinde işlerle uğraşınca, e-maillere bakılınca, yazılıp çizilince ister istemez karşımıza çıkan kelimelerden oluyor "delete etmek". Kullanması matah hiç değil ama oluyor işte, kimi zaman tam işlem gerçekleştiği için tam oturuyor manasına. Modern zamanlar dertleri uğraşları, gereksiz ama yapacak bir şey yok.

Beyindekileri silsem de fiziksel varlıklarını da silmek istediğim durumlar var. Kesinlikle silebildiğimi, yokedebildiğimi gözümden, gönlümden, hayatımdan tamamen uzağa atmak istiyorum. Öyle böyle bir istek değil. Okudukça, gördükçe, duydukça, hatırladıkça gözümün önüne geldikçe midem kalkıyor, neredeyse bir kusma isteği oluşuyor. Gerçekten de şiddetli bir delete etme arzusu ile her şeyi silsem de sildiğimi bir daha görmeyeceğimden emin olmak istiyorum. O kadar net ve keskin olsun istiyorum her şey.

Neden buralara geldim ki bu güzel güneşli cuma sabahına? that's life! ve whatever! Birazdan coşar tiril tiril hissederim yine ...

Thursday, January 9, 2014

Sabah keyfi

Biraz itelemek lazım değil mi? Her şey boka sararken nefes almak da gerekiyor. Hele hele direnmek yılmamak en güzel cevap değil mi bütün kötülere? Güneş yanımızdaymış bu antipatik kış günlerinde ( hoş bu gidişle yakında susuz kalacağız ama mümkünse güzel bir şey söylendiğinde hemen olayın çirkin tarafını gösterenlerden olmayalım, hayata gülerek bakmaya çalışalım, mutluluğun içine edenlerden olmayalım. ), nefes aldırtıyormuş varlığı.

Sadece keyif için, gülmek için ve tabii iyi müzik için. Zamanında canlı kaydını koymuşum ama bence albüm kaydı konser kaydını büyük döver. Everybody loves the sunshine. 1976. Bir anda Fransa'yı, Strasbourg'u, arkadaşlarımı, radyo günlerini, Roxy'nin programlarını, çaldığı şahane şarkıları, plaklarını, sesini özledim. Güzel bir özleme ama. Eğlenceli.


Wednesday, January 8, 2014

P.S.

p.s. yeni yılın ilk notları ilk günleri olsa da yaşananlar itibariyle sanki sonlarına gelmiş gibi duran bir halimiz var. yaşananlar, çalınanlar, gündemdekiler o kadar çok ve o kadar hızlı gelişmiş ki bugün itibariyle yeni yıldan sadece 8 gün geçmiş dahi olsa ağırlığı tonlarca gibi. 

p.s. (2) elbette her şey korkunç kötü korkunç sevimsiz değil ama işte ocak ayı kış mevsimi erkenden biten günler ve ne yazık ki erkenden aydınlanmayan sabahlar, kat kat giyilenler ve hiçbir işe yaramadan düşülen hastalık günleri bir şekilde her daim sevilen mevsimin bahar olduğunu hissettiriyor.

p.s. (3) garip ama bir kez daha anladım ki garez bize. gerçekten de öyle. ayıp ama cidden, bu kadarı olmaz. ya gerçekte ne yaşadığını göstermeyen ya da ne gösterdiğini gerçekte yaşamayan bir halde. tamam bu kadarını anladık da işin can sıkıcı tarafı bu boktan durumun tezahürleri sadece bizlerde yaşanıyor olması. yoksa kendi karanlık dehlizlerinde boğulabilir, cidden ama cidden umrumda değil. herkesin hayatı kendi seçimi de başkasının boktan ve mutsuzluk seçimini ben yaşamayayım. nedir ya bu gündelik kötülük halleri, kötülüğün sıradanlığı (ah be hannah arendt, yaşadıkça büyüdükçe gördükçe seni anmadan ilerleyemiyorum. respect!

p.s. (4) şu son zamanlarda yaşattığı her şeyden ve söylediği tüm yalanlardan sonra eğer bir voodoo büyüsü yaptırmak istesem hedefteki kişi sadece ve sadece evsahibim olacaktır. hem de hiç üzülmeden yaptırırım. insanların iyi olmadığını, özellikle de en iyi, en masum, en yardımsever ve tabii en mazlum görülenlerin gerçekte en kötü olduğunu bilsem de bu tip durumları yaşamak hoşuma gitmiyor. kendimce kötüden, kötü dil, kötü göz, kötü niyetten uzak bir yol seçmişim ilerlemeye çalışıyorum ama işte varlığını engelleyemediğim insan tipleri, yaşam alanları ve ilişki biçimleri yordukça yoruyor. ama ne ile uğraşırsan osun o yüzden geçip gitmek ilerlemek kaale almamak lazım.

p.s. (5) son günlerin bomba laflarından "zamanlaması manidar" mı bilemem ama ben artık bu yalan temelli ilişkilerden, iletişim kurma biçiminden çok sıkıldım. bitsin gitsin uzağımda tükensin istiyorum. hele hele koca koca adamların hiç rahatsızlık hissetmeden alenen söylediği yalanları duymak cidden hasta edercesine etki ediyor. insan özel ilişkilerinde yalan söyleyenleri bir şekilde kenara koyuyor veya atıyor da bu toplumsal hayattakileri istesen de atamıyorsun ve her şekilde maruz kalıyorsun. ve korkunç sıkıcı bir şey bu. 
*** ara not olsun o halde*** sabah gazetesi? hani tamam bildiğimiz şekilde ilerliyorlar da yine de galiba hala insan olmak şaşırmayı da getiriyor beraberinde. yaptıklarına, manşetlerine, fantastik excel çalışmaları şaşkınlık nidaları ile bir de vah vah diye düşündürüyor. bayağı kötü ya. bayağı.  

p.s. (6) hayır, daha fazla uzatmıyorum saçımı. niyetim de yok. istediğim boya gelince denemek istediğim bir model var, hepsi bu. yoksa kısa saçtan sıkılmam gibi bir şey de yok.

p.s. (7) antibiyotik kurutuyormuş. hem dışı hem içi. ilginç. ama sevimsiz ilginç.

p.s. (8) la vie d'adele veya blue is the warmest color iyi ama konuşulduğu kadar istisnai bir film değil. iyi film orası ayrı ama iki kızın birbirine aşkının canlandırıldığı acıklı aşk temasından ziyade filmin orijinal ismini taşıdığı gibi kısır bir hayatı süren ve hayranlık çıkışlı kendince çok büyük bir aşk yaşayan gayet sıradan bir kızın hayatını anlatan film. ve ayrıca o sevişme sahneleri olmasa bu kadar dikkat çekmez orası kesin. ama sahneler bomba ona bir diyeceğim yok. ama lezbiyenler beğenmemiş, onu bilemiyorum işte. 

p.s. (9) evlenmedendogurabilirsin.net gibi siteler yapanlara, kendine inananlara, gücünü kendinden alanlara, kendine güvenini yanındaki erkekten, veya ona yaptığı çocuk neticesinde bir anda sahiplendiği kutsal anne sıfatından almayan kadınlara kesinlikle bayılıyorum. ve müthiş saygı duyuyorum. 

p.s. (10) hastalık bitti de bitmedi işte. ama tüketti orası kesin. 

p.s. (11) ilk olsun fantastik olsun diye bekledim ama p.s. de yazılar da sıkıcı oldu gereksiz oldu. sağ klik bilmemne yapmaya üşenmesem hepsini silerim. whatever. yeniler güzel olsun parlak olsun şahane olsun hele hele kendim gülmeyen ciddi sıkıcı bir tip olacaksam mümkünse yokolayım. 


Wednesday, January 1, 2014

Yeni

gelenek devam etsin herhalde malum yeniye özlem yeni bir şey değil. o halde; 1 ocak itibariyle yeni hayallerin, yeni düşlerin, yeni heyecanların, yeni mutlulukların, yeni kurguların, yeni paylaşımların, yeni dileklerin, yeni coşkuların, yeni tatların, yeni kıpırtıların, yeni ilişkilerin, yeni güzelliklerin, yeni bilgilerin, yeni şarkıların, yeni filmlerin, yeni kitapların, yeni evlerin, yeni şehirlerin, yeni ülkelerin, yeni güzergahların, yeni gecelerin, yeni gündüzlerin, yeni sıcaklıkların, yeni dillerin, yeni insanların, yeni kültürlerin, yeni ofislerin, yeni hanelerin, yeni mahallelerin, yeni keyiflerin, yeni şampiyonlukların, yeni maçların, yeni hareketlerin, yeni öğrenmelerin olduğu yıl olsun, bizim olsun. ha bir de yeni güzel beyaz/marin nevresimler olsun, hayal etmesi kolay olsun.

p.s. eski yenilerden kalanlar zaten bizimle. tekrara gerek yok.