Friday, June 6, 2008

Şarkı isteme saati # 4

Ben istemedim ama az önce gelen sabah mesajı ile bana istenmiş oldu "bu şarkı sana" dendi. Glamorous girl. Zaten açıktı daha da bir açtım sesini.

Çok da güzel pek de güzel.

Kelimelerin ağırlığı

Bazı kelimeler ağırdır, ağır ifadeler içerir duymak da kimi zaman söylemek de ağır gelir insana. Ancak onların "ağırlığı" zaten bellidir, ağır can acıtan ifadeler içerir.

Bazı kelimelerin ağırlığı ise kişinin birebir kendisi ve yaşamı ile ilintilidir. Bu herkes için geçerlidir. Yani normal şartlarda hissiyatı gelişmiş herkes için kimi kelimelerin kimi zamanlarda ağırlığı, boğazı düğümleyen etkileri vardır. Düşünülürse anlaşılır bir şeydir çünkü ne de insanın canı acımıştır, acımaya devam ediyordur, sinir oluyordur, tepki veriyordur. İnsanı bir durum yani. "can acıtma" hali deyince illa yerlerde sürünme, depresyon algılanmasın. Kedi-ciğer ilişkisi. Kiminin ciğeri glamour bir hayat olur, kiminki domez hayat, kimininki vespa, kimininki corvette'tir. Geçer gider-eğer içte bir yerlerde hazmetmişlik varsa...

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyordum o söyledi "anladım ben, tepkiselsin şu,şu,şu konulara" diye. Haklı. Kendim de farkındayım. Şuurum yerinde yani. Kendimce olayları bir yere oturtunca geçecektir çünkü üstünde durulacak mevzu değil. Yarın öbür gün benim de olur. Büyüyünce. En azından benimki büyüyünce yapınca geçecek, ya bazı şeylere hiç ulaşamayacak, küçük hayatlarında "mış gibi" yaşayanlar ne yapsın?

Thursday, June 5, 2008

Motto # 15

"les modes passent, le style est éternel. la mode est futile, le style pas"

Yves Saint-Laurent, 1936-2008

Tarz ve moda aynı şeyler değildir. Bugün herkes modayı takip edebilir, moda olanı giyebilir, moda olanı alabilir ama bu tarz sahibi olduklarının göstergesi değildir. Bizi zaten geçiyorum ecnebi beautiful people'ı da tarz sahibi sayılmaz. Victoria Beckham, Sarah Jessica Parker Hollywood dizi insanları vs hiçbiri tarz sahibi olmayıp sadece ve sadece modayı yakından takip eden, en son çıkana ilk ulaşan olmak için stilistlerine deli gibi para ödeyen insanlardır. Madonna bile tarzdan ziyade moda algısı ile ortaya çıkar. Her yıl her albümde üzerindekiler değişir. Eskiler hariç bugün Kate Moss tarz sahip sayılır bana göre. Tam değil ama kendinden bir şey var. Sadece moda olduğu için bir şey yapmıyor giymiyor, bu bile ilk adımdır.
Onun dışında tabii ki Audrey Hepburn, Katherine Hepburn, Diane Keaton, Catherine Deneuve, Carmen Dell' Orefice. Acaba tarz yaşla mı gelen bir şey diyeceğim ancak hiç sanmıyorum. Bir insanın ya tarzı vardır ya da yoktur.

Asansör demişken...


Asansör demişken aklıma evlerin içindeki asansörler ve 1983 tarihli Brian de Palma imzalı Scarface filmindeki Elvira 'nın daha Tony Montana ile evlenmeden önce beraber olduğu ezik mafya babasının evindekinden giyinip çıkışı geldi.

Küba'dan yeni gelmiş ama daha parayı vuramamış Tony Montana patronunun sevgilisine ilk kez bu asansörlü evde, asansöre bindiği anda aşık oluyor. Michelle Pfeiffer ve Al Pacino. Biri çirkin biri güzel ama nedense beraber iyiler. Scarface de güzeller, Frankie & Johnny de güzeller; güzeller yani yanyana.

Asansörlü evde dışarı çıkmak, giyinip de çıkmak, the night is young. Bilmem öyle sanki. Bu gece. The night is young. Neden mi? Nedeni yok, hava güzel, akşam güzel, çıkarım ben bu akşam ...
I've been empty too long
the time is now
the tender night has goneand the time has gone
let's make this moment last
and the night is young
the time is now.
let's make this moment last. give up yourself unto the moment
the time is now
give up yourself unto the moment
let's make this moment ... last.
moloko, the time is now,

Asansör konuşmaları, sıkılmaları

Ne kadar sıkıcı bir şey asansörde hiç tanıdık olmadan çıkmak, insanların yanında duruyor olmak. Bakmak, bakılmak, gözlemek, gözlemlemek, katları saymak, katları takip etmek...

Gerçekten çok sıkıcı. Ancak görüldüğü gibi işin fantazisi de mevcut. Hatta Aerosmith'in "love in an elevator" diye zevzek bir şarkısı bile vardır. Gerçekten kötü bir şarkıdır. Hadi 2000li yılları, hitlerini, Liv Tyler'lı klipleri vs geçiyorum ama geçmişte Dream On gibi güzel şarkı yapmış bir gruptan 80 sonlarındaki bu şarkıları anlamıyorum. Seksenlerin galiba müzik grupları üzerinde böyle kötü bir etkisi var. 70lerde ortalığa çıkanlar 80lerde sapıtıyorlar. 80lerde ortalığa çıkınca 90larda düzlüğe varıyorlar.

Bir genç kızın hayalleri

Başlık ortaokul yıllarında okunan gençlik romanlarınınki gibi komik oldu ama valla böyle oldu. Dün.

Sabah işe çıkıp gideceğim merdivenlerden inerken de apartmanı temizleyen, ara sıra giymediğim kıyafetleri verdiğim kızı gördüm.

"ay sildiğin yerleri kirletiyorum ne yapsam nasıl insem", "yok dert etmeyin, ben silerim bir daha" filan gibi konuşmalardan sonra gelen bomba laf:

- nereye gidiyorsunuz böyle?
anotherstar- işe
- bööögggg. gerçekten mi?

Aynen böyle. Kız benim için o kadar üzüldü ki ben kendime üzüldüm.
Dışardan çalışmayan gününü gün eden rahat insan, zengin insan görüntüsü mü veriyorum anlamadım ki?
Bunu söyleyen insan da bana bunları söylediği esnada elinde bez yerleri silmek için bekliyordu.
Gerçekten kızın bu lafından yüzündeki ifadeyi gördükten sonra bir genç kızın hayallerini yıktığımı anladım. Beni işe giderken görmek onun için bir hayalin sonu gibiydi. Nasıl bir intiba bırakıyorum ki bir anlasam?

Dün sabahtı bu, çekim mekim bütün gün stress yazamadım.

Wednesday, June 4, 2008

Hem futbol hem reklam

Geçen gün tesadüfen euro 2008 öncesi bombardıman gibi gelen "ttnet anneli reklamı"na rastladım ve ağzım açık kaldı bu facia karşısında.
Bu kadar mı kötü bu kadar mı kabız bir reklam çekilir? Benim oğlum tek başına takım, benim oğlum en yakışıklı... Nasıl bir senaryo bu? Kim yazıyor metin yazarı, kreatif direktörü kimdir bu yaratıcı şaheserin? Çok kötü!

Ayrıca yakışıklı futbolcu görmesek şu milli takımdakileri bir şey sanacağız. Bütün bir takım mı çirkin olur? Hadi Hakan Balta'yı ayırdım, Galatasaraylı ama olsun, yarın para verirsin başka takımlı olur. Futbolcu için taraftar olmak yeşil benjaminlerin (yeşil benjamin elbette hiphop dilindeki dolar ifadesi oluyor) alabildiği ölçüde olduğu için çok bir şey beklememek lazım.
P.S. Yine ayrıca bu erkek annelerinin durumu nedir? En büyük erkek benim oğlum tavrı. Hepsinde mi bu durum oluşur? Tamam anladık insan çocuğu zaten bencilce bir arzudan doğuruyor ama erkek anneleri ayrı bir yücelikte hissediyorlar kendilerini (valla bilmek isteyenlere söyledim; ben benden bir tane daha çıkmasını istiyorum. yani kız. hani oğlan da elbette kabul de kız tercihimiz) sonra ilişkilerde kaynana hadisesi oluyor.

P.S. (2) Ve yine ayrıca futbol reklamı demişken şu son dönemlerde Guy Ritchie'nin Nike için çektiğidir. Hoş bence Prodigy'nin "Smack my bitch up" klibini andırıyor ama olsun seviyorum Guy Ritchie'yi.

P.S. (3) Bulamadığım ama aklımda olan bir müzik var. Geçen gün oğlan çocuğuna sordum ama o da bilmiyor. 3-4 yıl önce Digitürk lig tv için bir reklam hazırlamıştı ve fonda da irlanda, iskoçya veya ingiltere halk şarkısı gibi şey çalıyordu. Bulmak istiyorum bulamıyorum bulamadıkça sinir oluyorum. İstiyorum!

P.S.(4) Ne kadar yoğun çalıştığıma inanamıyorum. İnanmak ise hiç istemiyorum.