Thursday, October 7, 2010
Sabah
F.A. kitap fuarında Frankfurt'ta. J.A. ile kavuştuk. Malum F.A. ameliyat sonrası duygusallaştı, çocuksu ve komik kıskançlıkları olabiliyor. O yüzden kavuştuk. Sabah sabah bombayı patlattı: "hah haydutlar geldi". Evet ya "eneeee" diye bağıran haydutlar geldi. Sabah sabah. Dün malum tatildi bugün okula geri dönüş oldu, haydutlar geri döndü. Peki bu küçük haydut milleti okulun bahçesinde neden "ennnneeeee" diye bağırır ki? Okuldasın çocuğum evde değil, neden "ennneeee" diye böğürüyorsun? Sabah sabah çok güldüm. Yağmur da çok yağmasa.
Sunday, October 3, 2010
5 dakika içerisinde
5 dakika içerisinde son olabilirdi. Olmadı. Birçoklarımız için birçok şey değişebilirdi. Bu sefer de olmadı. İyi ki de olmadı ama korkmayı engelleyemediğim depremi mutfak tezgahındaki viski şişeleri birbirine çarptığında hissettim. Yapacak şey yok korkuyorum. İnsandan değil de değiştiremeyeceğim kötü insan niteliklerinden ve hükmedebileceğim doğa olaylarından korkarım.
5 dakikada her şey değişebilirdi.
Peki ya değişseydi her şey? Ya birçok şeyi beraber yaşamayı istediğimizden yaşamadan, söyleyeceğimiz çok şey olana söylemeden, paylaşacağımız onlarca şey olanla paylaşmadan, zaten hissettiğimiz ve daha hissedeceğimiz çok şey olandan hissetmeden, kokusunu merak ettiğimizi koklamadan, yiyeceğimiz onlarca şeyi yemeden, tadını merak ettiğimiz (i) tatmadan bitseydi hayat ve kahpe kader deprem yüzünden her şeyi kaçırsaydık? En azından o zaman bir mazaretimiz olacaktı, depreme sövecektik. Peki ya, mazaretimiz olmadan, kendi salaklıklarımız sebebiyle kaçırdıklarımız? Onlar için kime söveceğiz? Hep hayata mı, zamanlamaya mı, kendimize mi? Cevabı elbette biliyoruz, o yüzden ben sigara içenlerin sigarasını buyurun buradan yakayım, içmeyenlerin de kınasını.
5 dakikada her şey değişebilirdi.
Peki ya değişseydi her şey? Ya birçok şeyi beraber yaşamayı istediğimizden yaşamadan, söyleyeceğimiz çok şey olana söylemeden, paylaşacağımız onlarca şey olanla paylaşmadan, zaten hissettiğimiz ve daha hissedeceğimiz çok şey olandan hissetmeden, kokusunu merak ettiğimizi koklamadan, yiyeceğimiz onlarca şeyi yemeden, tadını merak ettiğimiz (i) tatmadan bitseydi hayat ve kahpe kader deprem yüzünden her şeyi kaçırsaydık? En azından o zaman bir mazaretimiz olacaktı, depreme sövecektik. Peki ya, mazaretimiz olmadan, kendi salaklıklarımız sebebiyle kaçırdıklarımız? Onlar için kime söveceğiz? Hep hayata mı, zamanlamaya mı, kendimize mi? Cevabı elbette biliyoruz, o yüzden ben sigara içenlerin sigarasını buyurun buradan yakayım, içmeyenlerin de kınasını.
"never on sunday müziği"
Elbette eski bir şarkı hatta bir B. Bacharach & H. David klasiği. Hatta müthiş seslerden Dusty Springfield 1964 albümünde yer alan güzel şarkılardan. Ama bence 2003 tarihli The White Stripes yorumu, Sofia Coppola imzalı ve muhteşem Kate Moss striptizli klibi hepsini geride bırakır. Bir de şu ağzımdaki bira tadını geride bıraksam bugün her şey mükemmel olacak, never on sunday olacak.
p.s. meraklılara şimdiden belirteyim: hayır, direktlerde böyle dans edemiyorum. edenleri de hayranlıkla alkışlıyorum. denemişliğim var ama imkansız benim için. gel gör ki direğinden tepesinden aşağıya kayma konusudnda sekvotka benden başarılı bu konuda.
I Just Don't Know What To Do With Myself
Uploaded by tibonorikami. - Music videos, artist interviews, concerts and more.
p.s. meraklılara şimdiden belirteyim: hayır, direktlerde böyle dans edemiyorum. edenleri de hayranlıkla alkışlıyorum. denemişliğim var ama imkansız benim için. gel gör ki direğinden tepesinden aşağıya kayma konusudnda sekvotka benden başarılı bu konuda.
I Just Don't Know What To Do With Myself
Uploaded by tibonorikami. - Music videos, artist interviews, concerts and more.
Never on sunday # 8

oooohhhh.....
"çıkmayacağım, yorgunum, hayır bu yıl yan'ı ben açmasam da olur nasıl olsa zaten kapatan ben oluyorum" cuma gecesi, cumartesi sabahı, iş, 42. amerikan başkanı, müthiş güvenlik önlemleri, evlere şenlik giyinmiş iş yeri insanları ( ya lütfen birisi şu istanbul'a "yırtmaya gelen" izmir-adana- ankara- bursa insanlarına nasıl giyinmeleri gerektiğini öğretsin. zarafet denilen şey kişinin içinde varsa oluyor, yoksa sakil kalıp, ne yazık ki ortaya çıkan ziraat bankası beyoğlu şubesi'nin evde kalmış müdiresi gibi oluyor), beyaz elbise, beyaz ayakkabı, -çıplak çorapsız-üzerine trençkot, sonuç=başarı, çıkış nişantaş, içmeden sarhoş, "ruhum sarhoş", m., gey kapılım z. ve kadim dostum sekvotka;
geceye devam, not outside but inside, "uyurum ben ama sen bak keyfine", sabaha karşı sekvotka, 03-04 baş ağrısı, deliler gibi hem de, "kafamı mı sarsam şöyle ruh hastası kadınlar gibi"," hayır nick cave dinlemek istemiyorum daha fazla", 10:00, baş ağrısı ile uyanış, suratsızlık, rüya=tarık, kurgu= tarık, kahvaltı, m.'nin gelişi, masada koltukta yayılış, yayıldıkça daha da yayılıi, bira, viski, midye dolma-50 adet-, iskender, lahmacun, "kimse yemezse ben de yemem", freedom, rage against the machine, bombtrack, 96.2, esbjorn svenson, enjoy your life & why can't there be love, into my arms-tükendim tükendim bittim sevenleri ne tükendi ne depresyonlarını bitirdi, spooky-dusty springfield, fener yendi galatasaray yenildi, tünemek, tüneyen z., tüneyen bizler, never on sunday ...
birkaç cümle bomba :
* sekvotka - anotherstar: "soğuk füzyon enerjili bir insan gibisin çözemiyorum enerji kapasiteni". // "senin saçların ne güzel olmuş dağınık dağınık". "makyajsız ne kadar güzelsin"
* m. - anotherstar: "ne içtiysen ben de içeceğim ama bir şey de içmedin gördüm".
* "p.s.k. (porno sevenler kulubü) ve m.d.s.k. (midye dolma sevenler kulubü) aynı şey mi? eğer öyleyse ben bu gidişle dışında kaldım bu işin". hayır, üyelik aidatımız yok, zaten yeni üye de almıyoruz.
I just don't know what to with myself....dusty springfield şarkısıdır asıl ama tabii yukardaki resimde kate moss the white stripes için striptiz yaparak klip çekmiştir. hayranıyız kendisinin. öylesine. şarkı güzel, klibi de güzel.
Thursday, September 30, 2010
Tam anlamıyla
Tuesday, September 28, 2010
Kalem çeviren öğrenci
Uzun süren orta-lise-üniversite hayatı boyunca "pek" değil, hiç çalışkan, dersleri dinleyen bir öğrenci olmadığım için genelde arka sıralarda dersi dinlememek, yanımdaki ile konuşup öndekine notlar göndermek, adam asmaca oynamak, kitap okumak (yalan değil lisede bazı derslerde epey roman bitirmişliğim var) ile vakit geçirenlerden olduğumdan sıkıldığımda veya müfredat dışında edindiğim edebi,düşünsel vs bilgilerle sıyrılamayacağım sınavlarda vakit geçirebilmek sadece kalem çevirmek ile mümkün oluyordu. Kimi hocalar feci sinirlenirdi, kimi ise fark etmezdi bile. Artık kalemle uzun süre yazmadığım için de kalem çevirmeyi unuttuğumu düşünüyordum. Hani şu zor olanı yapmayı; elin 5 parmağından geçirmeyi değil de, baş parmak ve işaret parmağı ile atıp onu hemen geri elin üzerinde tutabilmeyi. Eh işte bu gereksiz bilgi de, hayatta bisiklete binmek gibi unutulmayan öğrenilmişliklerdenmiş.
Bugün ise yıllar sonra ilk kez kalem çevirdim. Derste. Aslında ilk dersim dündü ama saati sebebiyle iptal oldu, bugün ilkine girdim. Dersi veren hoca-benim bölümümdekilerin çoğu gibi- A. Ailesi'nin ahbaplarından çok eski günlerden beri vakit geçirdiğim insanlardan. F.A. ile beraber hasta GS'lı oldukları için hem sevişir hem didişiriz. Ona da dersini seçtiğimi söylemediğim için beni görünce şaşırdı, "patronundan izin aldın mı, yoklama alırım bilgin olsun" diye ardından patlattı. Ders şahane, A.A. şahane, anlattıkları ve verdiği okunacak kitaplar listesi şahane ama insanlar ne yazık ki bildiğin gerizekalı ve moron (ki hepsi üniversite mezunları, hem de dediklerine göre iyi okullardan, hem de sosyoloji, felsefe gibi bölümlerden. ama o kadar cahiller ki işte insan böylesine büyük bir cehaletin ancak eğitimle olabileceğini bir kez görüyor).
Kısacası doğum gününün sabahının yine sabahında eve girip, biraz uyuyup 2 saat sonra girdiğim Ales, beklenmedik şekilde alınan geçer puan, bölüme müracaat, yazılı sınav, sonrasında mülakat, kabul ediliş, üstüne bir de burs derken hiç aklımda yokken ama "hayatın kendi zamanının gelmesi" ile birden yapmaya karar verip yapmış olmam ve maceranın başlangıcı. İki yıl. Bazı dersler okumalar haliyle bana kolay gelecektir ama bir de işin tez kısmı var seneye. Konumu şimdiden bir şekilde kafamda oluştursam, sujet epey eğlenceli gözükse de işin doğrusu kolay olmayacak. Ancak çok dert değil. Olursa olur, olmazsa olmaz, çok da dert değil. Sevmeyenlerimin hakkımda dalga geçecek bir konusu daha olur, sonra da unutulur gider. Zaten beautiful loser olma hayranıyım, iyice beautiful loser olurum gider.
whatever ...
Bugün derste kalem çevirdim. Ama bu kez sıkıntıdan değil zevkten. Bilgiye tutunmanın, öğrenmenin keyfinden. Demek ki hayatta her şeyin kendi zamanında olması en doğrusuymuş. En azından benim için! Ayrıca Fantastik 4'lüye notum var: bu yaşta yeniden öğrenci olma hediyemi isterim, şimdiden belirteyim.
P.S. Ha bir de unutmamak lazım ki benim gibiler için- yani ebeveynleri bir şekilde bilinen, entellektüel dünyada yeri olanlar için- şöyle hep aileye dair karşılaştırmalar olacak şöyle yorumlar yapılacatır: 1) kim basar ki o tezi? tanıdıkları olmasa, annesi babası olmasa nereden bastırabilir ki? hem ben onun yerinde olacağım, peeh neler yapardım oysa ki. 2) kendisini fazla büyük gördü, soyadı ile her şeyi yapabileceğini sandı, yanıldı, yazık o kadar da dışarda okutmuşlardı, bir boka yaramadı. Bugüne kadar böyle söylendi bundan da sonra da bu söylem değişmez. Fakat umrumda mı? Asla. Ben asıl o "ben murat b. 'nin çocuğu olacağım da böyle olacağım; neler neler yaparım kim bilir?" diyenlerinkini görmek duymak istiyorum ilerde.
Bugün ise yıllar sonra ilk kez kalem çevirdim. Derste. Aslında ilk dersim dündü ama saati sebebiyle iptal oldu, bugün ilkine girdim. Dersi veren hoca-benim bölümümdekilerin çoğu gibi- A. Ailesi'nin ahbaplarından çok eski günlerden beri vakit geçirdiğim insanlardan. F.A. ile beraber hasta GS'lı oldukları için hem sevişir hem didişiriz. Ona da dersini seçtiğimi söylemediğim için beni görünce şaşırdı, "patronundan izin aldın mı, yoklama alırım bilgin olsun" diye ardından patlattı. Ders şahane, A.A. şahane, anlattıkları ve verdiği okunacak kitaplar listesi şahane ama insanlar ne yazık ki bildiğin gerizekalı ve moron (ki hepsi üniversite mezunları, hem de dediklerine göre iyi okullardan, hem de sosyoloji, felsefe gibi bölümlerden. ama o kadar cahiller ki işte insan böylesine büyük bir cehaletin ancak eğitimle olabileceğini bir kez görüyor).
Kısacası doğum gününün sabahının yine sabahında eve girip, biraz uyuyup 2 saat sonra girdiğim Ales, beklenmedik şekilde alınan geçer puan, bölüme müracaat, yazılı sınav, sonrasında mülakat, kabul ediliş, üstüne bir de burs derken hiç aklımda yokken ama "hayatın kendi zamanının gelmesi" ile birden yapmaya karar verip yapmış olmam ve maceranın başlangıcı. İki yıl. Bazı dersler okumalar haliyle bana kolay gelecektir ama bir de işin tez kısmı var seneye. Konumu şimdiden bir şekilde kafamda oluştursam, sujet epey eğlenceli gözükse de işin doğrusu kolay olmayacak. Ancak çok dert değil. Olursa olur, olmazsa olmaz, çok da dert değil. Sevmeyenlerimin hakkımda dalga geçecek bir konusu daha olur, sonra da unutulur gider. Zaten beautiful loser olma hayranıyım, iyice beautiful loser olurum gider.
whatever ...
Bugün derste kalem çevirdim. Ama bu kez sıkıntıdan değil zevkten. Bilgiye tutunmanın, öğrenmenin keyfinden. Demek ki hayatta her şeyin kendi zamanında olması en doğrusuymuş. En azından benim için! Ayrıca Fantastik 4'lüye notum var: bu yaşta yeniden öğrenci olma hediyemi isterim, şimdiden belirteyim.
P.S. Ha bir de unutmamak lazım ki benim gibiler için- yani ebeveynleri bir şekilde bilinen, entellektüel dünyada yeri olanlar için- şöyle hep aileye dair karşılaştırmalar olacak şöyle yorumlar yapılacatır: 1) kim basar ki o tezi? tanıdıkları olmasa, annesi babası olmasa nereden bastırabilir ki? hem ben onun yerinde olacağım, peeh neler yapardım oysa ki. 2) kendisini fazla büyük gördü, soyadı ile her şeyi yapabileceğini sandı, yanıldı, yazık o kadar da dışarda okutmuşlardı, bir boka yaramadı. Bugüne kadar böyle söylendi bundan da sonra da bu söylem değişmez. Fakat umrumda mı? Asla. Ben asıl o "ben murat b. 'nin çocuğu olacağım da böyle olacağım; neler neler yaparım kim bilir?" diyenlerinkini görmek duymak istiyorum ilerde.
Sabah keyfi # 3
Sadece sabah değil gün keyfi bu! Nedenini de bilmiyorum herhalde benim gibilere de "salak" deniliyor ama üzerimde hafiflik mutluluk var. Ha tabii ben bu kadar konuşur bu kadar dile getirirsem elbette bir yerde bir şekilde patlar ve hayatın çalımı ile golü kalemde güzelce yerim de yine de ... Yapacak bir şey yok hayat bu. Eldekini ona sahipken sevmek, onu öyle yere göğe koyamamak gerekir ve işste bu yüzden de hafiflik güzel şey. Tiril tiril bir hissiyat! Yoksa her şey harika mı? Değil. Hayat mükemmel mi? Hayır. Her şey yerli yerine düzenlice oturmuş beni de ortasına çekip almış mı? Yo. Sadece hiçbir şey kötü değil. Bu bile güzel. Yarın yağmur geliyormuş hava 28 dereceden 10 derece iniyormuş bitti yani fiziksel hafiflik O yüzden bugün bile keyif.Ve, evet, yaşlandıkça yani artık her geçen gün J.A. gibi oluyorum ya böyle ota boka sevinen, yüzünde gülücükler açan, her şeyi iyi tarafı ile görmeye çalışan, hasta oluyorum bu börtü böcek kız halime de neyse. Yapacak bir şey yok, bundan sonra böyle!
Subscribe to:
Posts (Atom)

