Friday, August 27, 2010

Günlerin tükenmişliği

Bitiğim. Resmen. Günlerdir. Geçen perşembeden beri süregelen fransız geceleri tüketti bitirdi beni. Dün gece son yemek yendi, durmaksızın "son bira" içildi, son grup gitti, umuyorum ki bu akşam, yarın gündüz dinleneceğim, uzun uzun uyuyacağım. "Allez hop, une derniere biere avant qu'on rentre". Bunların bir sonraki sefer İstanbul'a geldiklerinde sanıyorum ben de izin almalıyım. Her gece alem, her gece sabaha kadar eğlence, her gece sabaha karşı dönüş ve ertesi sabah işe gidiş resmen tüketti beni. Önce şekerim, sonra reflüm azdı. Nefesim kesilmeye başladı, sesim zaten kısıldı ve nefesim kesiliyor ki bu iyiye işaret değil. En kötüsü bu; bir anda nefesin kesiliyor, nefes alamadığın için paniğe kapılıyorsun, öksürmeye başlıyorsun, suya ulaşmaya çalışıyorsun kıpkırmızı oluyorsun vs. Bugünden sonra epey uzunca bir süre içmem ben.
Yine de çok güzeldi, çok eğlenceliydi, çok dostaneydi, çok "ecnebiden arkadaş olmaz" diyenlere kapak olacak vaziyetteydi. Bir evlenip düğün yapsam cidden çok fantastik olacak. Avrupa'nın muhtelif şehirlerinden gelecek yine epey seviyesiz insanlar, buradaki seviyesizler, yine muhtemelen izdivacın diğer tarafı olan "seviyesiz" bir karşı cins. Zaten güzellik de burada değil mi? İnsanın kendine benzeyen ile beraber olması, onlarla beraber hayatını geçirmesi. Hiç mi hiç karşı cinsler birbirini çeker fikrine inanmam. Doğru belki çeker de işte ilk 6 ay, 1 yıl vs sonra senden farklı bir insan ile beraber yaşamak epey sıkıcı olmalı.
whatever...
Sokaklar bizimdi, geceler bizimdi, dostluk bizimdi. Şahaneydi. On se revoit ds 2 semaines, je crois!

Bu arada bira için bahsettiğim mekan Parantez'miş, Pasifik değil.
*
Hiç ilgisi olmasa da 1 haftadır televizyonu açmış değilim ama radyolardaki reklamlardan çok sıkıldım. Digitürk kumandası bozuldu, bir türlü evde olamadım, alamadım, eksikliğini de pek duymuyorum ama ola ki bir şey seyretmek istedğinde zorluyor. Yerinden kalkıp kutudan kanalı seçmelisin filan, yorucu yani. Yorulacağıma seyretmiyorum. Plazma lcd hd vs gibi durumlarım da yok, olması ile de ilgilenmiyorum. F.A. geçenlerde "kızım alalım sana da bir tane hd " demişti. Aman derim. Hiç gerek yok. Lütfen, benden uzakta olsun bu kadar televizyon hayranlığı, hd olacakmış, lcd, plazma olacakmış, duvara yapışacakmış. Hiç mi hiç umrumda değil. Benimkisi bozulur, tüplü olanlar kalmamıştır piyasada, o zaman evet zorunluluk belki. Yoksa umrumda değil. Baksana kumanda bozuk, o da umrumda değil.

Wednesday, August 25, 2010

Forever kool!

Yine . Yeniden. Her daim. Birkaç palpitation yaşansa da güzel ve devamı kendisinden de heyecanlı olan palpitation'lar. Hiç dert değil çünkü "tamamdır" ve oyunun gizli aktörü zamandır. Özen, dikkat, doğru ifade olduğu sürece zaman da o kadar boğucu değil zaten. Yani forever kool 'dur halim.

Steve Mcqueen 'in havuzdaki koolluğuna, taş havuza, kenardaki şampanya şişesine, kadının sırtına, elindeki sigaraya tutuşuna zaten hayranım.

Tuesday, August 24, 2010

Gece, sabah ve kabus

Alışkanlık haline geldi sanıyorum; haftada bir kabus görmem. Dün gece bitirdi beni. Hiç iyi uyumadım. Yüzüm gözüm uykumun kalitesizliğinden şiş, sürekli korkuyla uyanmanın getirdiği huysuzluk ve tabii beklenmedik şekilde görülen ve beklenenin gelmeme durumuna "sinir olma" hali de eklenince kabus iyice büyüdü, karardı, yüreğimi sıkıştırdı. Ki hala öyle bir ruh halim mevcut. Bazı durumlarda kendimden beklenmedik derece sabırlı biri olsam da şu 2-3 gün için ufak çaplı sinir olmuş vaziyetteyim. Aslında hiç öyle bir durum yok, her şey yolunda, hem de beklenmedik şekilde "sevimli" ama beklemek-istem dışı bir durum olarak- çok sinir. Ve bu tüm gel-gitli hallerimi etkiliyor. Ben ki bir şekilde günün sonunda her şeyi kenara koyup kool halime devam ederim, bilmiyorum, şu anda sinir olma halimi silemiyorum.

Her ne kadar şehirdeki son gecelerinde Virginie & Roberto ile Münferit'te harikulade bir yemek yemiş olsak, düğün dedikodularını konuşmuş, gelecekteki erkeğim Vittorio'ya duygularımı belli etmiş, bizim fransız oğlanların artık en sevdikleri bildikleri yer Urban 'da son bir şeyler içmiş, tesadüfen Büyük K. 'yı görüp sarılıp ayaküstü gelişmeleri paylaşmış olsak da kabusa engel olamadı (m). Sinir oldum. Hem kabus görmeme, gel-gitli ruh halimin yükselmesine, hem de diğer meseleye (ki mesele mesele değil daha. kötü bir durum yok yani. ama...)

Sunday, August 22, 2010

P.S. # 2

perşembe gecesinden beri üzerimdeki strasbourg havası, strasbourg mutluluğu, cuma ile les jumelles'in birleşmesi, apéro a la maison, veuve-clicquot, sabahattin (her zamanki gibi ağırlanma, her zamankinden farklı laflar(!)), yemekte gelen "bombalar", boots, "mais si je te l'avais dit apres le mariage. mais siiii. il nous a dit qu'il a flashé sur toi. "non pas du tout, je savais pas. si je savais ...", sonrasında z. ile buluşma, 04:30, nico & roberto'nun bizim kadar iğrenç lise arkadaşlarının şehre gelişi - boots hariç-"aaa mais on se connait, t'étais aussi au mariage"düğün günü, sumahan, hamile gelin, seviyeli insanlar, seviyeli müzikler, seviyeli hareketler, seviyeli danslar, seviyeli hareketler ve la nuit est deja noire. arkası yarın gibi bir buluşma oldu bu. seviyorum fransa'daki cop-copines'leri....

Friday, August 20, 2010

The way


Yıl 1964, "what a way to go" filmi, paul newman & shirley maclaine
Sakallı Paul Newman, derince bakan bir erkek olarak Paul Newman ve çok farklı çok kendine has bir kadın Shirley Macliane. Evet, yol budur, üslup da çizgi de budur. Ayrıca tabii the way we were ! Ou encore, the way we are !

P.S. : huzur


akşam üstü başlayan kıpırdanma, boogie boy 'dan öğrenilen yöntemler, u. ile "hayır o anlamaz, beni dinle sen" hali, gayet kısa, kesin ama komik cümleler, durmaksızın arayarak, spastik ötesi sorular sorarak m.'nin yönetim kurulu notlarını yazmasını engelleme,"this is ground control to major tom", beyaz kelebek misali uçuşan elbise, hemen herkesin "ama yanmışsın sen!" lafına "evet çok üzgünüm, isteyerek olmadı, 50 koruma ile gölgedeydim sonuç bu", dolapdere'deki oto yıkamacımdaki büyük itibarım, jumelles'lerin géraldine olanı ve nico, hyatt regency, la retrouvaille, mahalle, j.a. & f.a., m.t., f., bizim cunhuriyet'in ve tabii tüm türkiye'nin entelijensyası ile kaplı masalar, f.a.'ya doğum günü öncesi kutlamasına géraldine & nico ile baskın, "gençlere rakı alalım lütfen", hafiften esen rüzgar, şen kahkahalar, mutlu saatler, huzurlu saatler, keyifli saatler, cidden kan bağı olmasak da "gerçek bir aile olmamız", hem de bu kadar geniş, hem de bu kadar fransızı, yunanı ile, yaz huzurunun keyfi ... ailenin devamı bugün geliyor; virginie; mon autre soeur jumelle. yarın da düğün.

p.s. hayır, aslında heyecanlı değilim. heyecanlıymış gibi davranıyorum ama çok rahatım, "tamamdır" sanki gibilerinden ki daha olmuş biten yok. ama dün gönderene kadar çok heyecanlıydım. kool!

p.s. (2) hayat işte. bir bu sabaha bak, bir de dün sabaha!

p.s. (3) debbie harry resmi kendisine olan hayranlığımdan ziyade duruş ile ilgili. duruş! beni bilenlerin bildiği gibi. m. zaman zaman sinir olsa da, sekvotka taklidimi yapsa da, r. dalga geçse de duruş, tavır ! naysss!

Thursday, August 19, 2010

"égérie" olur, "muse" olur, olur yani!

Daha önce de yazmıştım "diğer kadınları kıskanmadığımı ama sadece stencile resmi yapılanları deliler gibi kıskandığımı". Bu égérie, muse veya türkçesi ile ilham perisi olanları da kıskanıyorum galiba (bu ilham perisi lafı da nasıl antipatik geliyor kulağa...). Ya da belki de bugünlerde kıskanıyorum ya da sadece égérie olmak istiyorum, ya da daha doğru bir ifade ile égérie'si olmak istiyorum. Sanıyorum hiçbir talebine itiraz etmem, nasıl istiyorsa öyle çekebilir resimleri, ben de égérie halimle dururum. Je compte. J'attends. Je compte. J'attends.