Tuesday, April 8, 2008

Epey gecikmiş cuma eğlencesi

Madem evdeyim-yine-madem sıkıntıdan patlıyorum biraz olsun eğleneyim, yine hastalıktan kırıldığım cuma eğlencesini yazayım.

Hiç hazzetmediğim ve sahip olmadığım marka Louis Vuitton, görüntüsünü şu renkli logolu biraz da çocuksu hale getiren Murakami'nin sergi açılışını gerçekleştirmiş. Aşağıdaki N.Y.C'li socialite insanlardan. Güzel değil, çirkin değil, öylesine işte, renkleri güzellerden ama elbisesi bayağı kötü. Özellikle de renkleri. Renklerin başlı başına kötü olması dışında ne saç rengi ne de ten rengi ile uyumlu olmamış. Ama elindeki çanta güzel.

İşte bu yılın modeli. İngiliz. Kate Moss'un tahtını alacağı söylense de bence biraz zor. Biraz şebelek bir görüntüsü var. Eli yüzü düzgün, verdiği fotoğraflarda hiç beklenmedik kadar hoş olabiliyor ayrıca televizyonlarda dönen Burberry'nin the beat isimli parfümünün reklamında da bayağı hoş ama makyaj silinip, tasarımcıların verdiği kıyafetler çıkartılınca yani kendi hali ile kalınca ortaya eblek ifadeli kötü giyinen bir insan çıkıyor.Feci bir görüntü. Ortalama bir şarkıcı ve en yakın arkadaşı olan kuaförü pembeler içerisinde poz veriyor. Bu pozun sahipleri elbette amerikalı oluyor. Kadraj da zaten 50lilerin muhafazakar w.a.s.p amerikan ailesi pozu gibi. Resim kötü, pembe rengin hakimiyeti kötü, poz verenler ayrı kötü. Gerçekten bu hafta şuraya koyacak bir tane güzel insan yok galiba.

Sıkıcı oldu bu sefer. Ne diyeyim people people olamamış bu hafta. Ne yapalım, madem bu denli sıkıcı bari kitaplarıma döneyim.

Sıkıntı

C'est l'ennui!

C. Baudelaire, les fleurs du mal.

Ne Baudelaire severim, ne de şiir ama çok sıkıldım hasta olmaktan, evde kalmaktan. Bari bugün de dinleneyim de öyle gideyim dedim ama bilemiyorum, o kadar sıkıldım ki şimdi atlayıp gitme arzum var. Arzum var ama halim yok. Voodoo büyüsünü kim yaptıysa bitirsin lütfen!

Monday, April 7, 2008

song n' motto # 4

you wear a dress baby
I'll wear a tie
we'll laugh at that old bloodshot moon
in that burgundy sky
tom waits, new coat of paint, the heart of saturday night, 1974


Mutluluğun resmi

Technics 1210. Şu an için mutluluğun resmidir benim için. Kesinlikle müzik dinlemek ama plaktan. Ve Technics 1210'dan. Efsane turntable'dır. Hip-Hop hikayesi bu turntable ile başlamıştır. Siyahtır, öyle gri mri rengi yoktur. Oradan buraya taşısam mı taşımasam mı ikilemi ile bir türlü alamadığım buraya gelince ise tamemen üşendiğimdir. Ancak bu gidişle alırım Boogie Boy'u koluma giderim pazara...
DJler üzerine tez yapmış biri olarak, gerçek dj hala plak çalandır. Yoksa her şeyin teknolojisi var, artık her şey o ilk Bronx günlerindeki gibi çalıyor ama plak plaktır, sesi dokusu başkadır.

P.S. En son LTJ Bukem'in hala plak çaldığını, plakları deli gibi sırtlayıp geldiğini görmüştüm. Artık kimse öyle plaktan çalmıyor. Gerçekten kendimi kaybettiğim, müzik hakkında konuşmaktan çenemi kapatamadığım zamandı. Keşke yine plak çalan bir dj bulsam, dinlesem, konuşsam...


Reçete

Cerrahpaşa, göğüs hastalıkları kürsüsü, aile dostu doktor, öksürük, bitmek bilmeyen nezle vs derken...bugünün reçetesi öncelikle bugün istirahat, sonrasında yine ilaç.

Ama bitecekmiş... Göğüs filmimde bir şey yokmuş, ama sigaraya alerjim olabilirmiş bu yüzden de her gece çıktığımda ertesi gün sürünüyormuşım, fakat ciğerlerim sağlammış ama burnumdaki deviasyon nezlenin daha ağır geçmesine sebep oluyormuş, ilerde ameliyatı düşünmeliymişim vs vs vs

Ama bitecekmiş...Gerçetekten mutluluk. Bugünün reçetesi "mutluluk".

Sunday, April 6, 2008

Fantastik diyaloglar IV

alt başlık: düğüm

jean-simon barthélemy, alexandre cuts the gordian knot


Bitmek bilmeyen, uyutan, bezdiren hastalık anlarında hiç seyretmediğim kadar televizyon ve hiç seyretmediğim kanalları seyretmem sebebiyle rastladığım cümleler ile gerçekten kimi zaman itibar edilmeyen "sıradan" filmlerin, sıradan masalların, sıradan anlatımların ne kadar gerçek olabileceğimi farkettim.

Diyaloglar o kadar basit ki aklımda kalmış.

esas oğlan ve en yakın arkadaşı konuşurken: - I love Claire but I'm in love with Anna

esas kız ve en yakın arkadaşı konuşurken: - I love David but I'm in love with Charlie.

Aşk ve sevgi. Birbirinden tamamen farklı iki duygu. Tanımlamalara girmeyeceğim yaşayan yaşar, yaşamayan da farkına bile varmaz. Ancak genelde aşık olunan ile sevilen aynı insan değildir, zaten sorun burada çıkıyor, düğüm burada oluşuyor. Herkes Büyük İskender ve Gordion Düğümü hikayesini bilir. Her iki duygu da birbirinden o denli farklı, o denli ayrı ki belki bu tip durumlarda çözüm Büyük İskenderi'n kılıç darbesi gibi radikal olmalıdır. Bir tarafta sevgi, bir tarafta aşk; hangisine doğru gidilirse...

La suite # 3

Hala hastayım. Bir iyi bir kötü oluyorum. Yarı doktora gideceğim ama çok sıkıldım ben bu halden bu durumdan. Bütün bir kış hasta geçti, çok sıkıcı.
Bitsin, bitmeli, sona ermeli.

Bugün sözde pazar ama nerede bende "never on sunday" ruh hali....