Saturday, May 21, 2016

9 Mayıs'tan geriye kalanlar ve devam edilenler




Bir şekilde harikaydı...Devamı da benzer bir şekilde hem kutlamalı, hem de hafifleticiydi. Sonuç ise, bebeğim, "tamamdır". 

Sıra ile gidilmesi gerekirse; evet gün güzel başlamış, havanın ısınmasıyla gelen ve durmaksızın öten kuşlar muşlar derken hafif, keyifli, alkollü, masajlı, yine alkollü, hediyeli, öpücüklü, sarılmalı devam etmişti.

Doğru, durmadı. Telefon da, diğer iletişim araçları da. Her biri mutlu etti, güldürdü, gerzek gerzek komik konuşmalar espriler yaptırdı. " İyiyim" hissini sabitleyiciydi sanki. 

Her türlü kutlamanın ve şahane tebriğin keyfi ile beraber bir başka keyif daha vardı ki ... "oh be" çektirmesi ile ayrılıyordu diğerlerinden. (2012'den beri) Sürüncemede kalan, ayağa neredeyse pranga gibi dolanan ve zoraki devam edilen ilişkilerin zoraki konuşmaları bu yıl yapılmadı ve böylece tamamen sonlandı. Hah, işte nihayet tamamen bitti. Gerçekten de bu harika, dümdüz ve gerçekti. En güzeli, olması gerektiği gibi. 

O yüzden 9 Mayıs bu yıl %100 keyifli, samimi ve gerçeklerden oluşuyordu. 

Ha, ardından gelen 40 gün 40 gece kutlamaları ile devam etmek gerekirse o da bir o kadar günün kendi güzelliği kadar şahaneydi...


Monday, May 9, 2016

Şşşşşt, sakin ...



Her şey bir şekilde yolunda ... Yalan değil. Aslında bizim küçük dünyamızda yolunda gidiyor da ne yazık ki Türkiye'de değil, onun bulunduğu yerde her şey boktan, her şey tiksinti uyandırıyor. 

Ancak bugün büyük gün, önemli gün. Daha doğrusu gerzekliğin, kötü sevimsizliğin duyulmak istenmediği, sadece sevilenlerin, istenilenlerin olması istenilen bir gün. Sakin ve keyifli olunacak bir gün. Abartmaya gerek yok ama kutlama yapılsın, şampanya tek hanede kalsın, partideki gibi coşulmasın.

Doğru, her şey yolunda. Yapılan tercihler, kopulan dünyalar kopulan insanlar, seçilen yollar neticesinde everything's fine bebeğim...Öyle üzüntü, hayıflanma filan yok. Aksine tebessüm, kahkaha olsun. 

O halde her şeye rağmen mutluluk diyelim...

P.S. İnsanın içindeki kötülük valla özel gün, doğumgünü dinlemiyor çıkıveriyor ortaya... Yahu nedir bu bütün instagram'daki "şükür" hashtagleri? Neden bütün kadınlar resimlerin altına şükür deyip duruyor. Gerçi Phuket bana güzelce anlatmıştı ama anlamamakta inatçıyım. Çok gerzek ve sahte bir laf çünkü. Neden ki? Neden böyle bir şeye ihtiyaç var ki? #şükür...Gerçekten bazen çok gülüyorum insanoğlunun zavallılığına. 

P.S. (2) Bugünden itibaren havalar da ısınıyormuş. Tamamdır. 


Thursday, April 21, 2016

- Prince

Ulan ne boktan yılmış bu 2016.  

David Bowie ile başladı, Umberto Eco ile devam etti daha yılın 4. ayı dolmadı Prince'in haberi geldi (arada Güneydoğu'da veya sokakta ölen yüzlerce insanı sayamıyorum tabii). 

Daha gidecektik Prince'i canlı seyredecektik. Hatta şahane insan #8'in "tamam, ben gönderiyorum seni nerede çalıyorsa git seyret" sözü de vardı. Noldu? Aldık elimize, iyi mi? Peki bütün kötüler, sığırlar, mallar, cahiller, hıyarlar domuz gibi yaşamaya - devam ederken, teker teker iyilerin, hayatta iz bırakan, dünya tarihine katkı yapmış, insanlara iyi yönde dokunmuş olanların gitmesi çok ama çok boktan bir durum. 

Uzun zamandır bu kadar üzülememiştim. Daha bu haftaki programda "canım Prince" deyip bunu çalmıştım. Az önce haberi geldi. 

 

 

Wednesday, March 2, 2016

Dream On


Yorumsuz, güzel şeyler bunlar...Zaten uzun bir süredir ağzımın suları akar vaziyette #8 'e de anlatıyordum, gerzek Leonardo'nun nihayetinde kazandığı Oscar'lar neticesinde rüyamda görmek tek kelimeyle şahane oldu...

Tom Hardy. Ev yıkar, yuva yıkar, her şeyi yıkıp geçer, alır götürür. 

Tuesday, February 2, 2016

Arada Yaşananlar




 Alt Başlık: Vaftiz ve ötesi


Elbette bu nadide ülkede "arada yaşananlar" sadece vaftiz veya eğlenceli şeylerden oluşmasa da pek sevgili anotherstar dükkanı için bu aralar hem eğlenceli hem dini hem keyifli hem güzel oldu.

... mayıs ayında cenevre'de konuştuğumuz gibi carlo'nun yaklaşan (daha doğrusu ilerleyen yaşı ile beraber yaklaşması gereken) vaftiz töreni ve vaftiz anneliği(m), törene katılacak herkese göre ayarlanan tarihler, nihayetinde kararlaştırılan tarih ve yer ocak 2016 strasbourg derken istanbul'da ise bitmeyen kar yağışı, iptal edilen seferler, kalkmayan uçaklar, seçilen kıyafetler, hediyelerden şişen bavul derken artık direkt uçuş yapılmayan güzeller güzeli strasbourg'a çirkin basel+navette+st louis'den tren ile varış ve elbette yıllar sonraki karşılaşmanın meşhur strasbourg yağmuru ile olması ama alsace topraklarına basmanın mutluluğu, ilk gece virginie + roberto + gianni + vittorio + carlo basit italyan aile yemeği, kavuşma mutluluğu; géraldine 'nin 2008'deki düğünü sonrası strasbourg'da ilk uyanış, soğuk ama güneşli havanın güzelliği, durmaksızın görülen eski insanlar, kavuşmalar, durmaksızın yemek, durmaksızın şarap, durmaksızın crémant, durmaksızın steak tartare hatta tarte flambée, durmaksızın atılan gerzek ve keyifli kahkahalar, durmaksızın koşuşturan ama bir anda laf dinleyen çocuklar, durmaksızın vittorio & carlo ile gelip geçen 4 gece, 5 gün neticesinde gururlu bir vaftiz anne olarak hayat devam ediyor...

P.S. Strasbourg'u bu kadar özlediğimi hiç farketmemiştim. Ancak üzücü olan şu ki, Türkiye dışındaki her yeri özlüyorum, özlemediğim tek yer ise burası. 
 
P.S. (2) Tek çocuk olarak özellikle de kendileri hiç bencil olmayan "kardeşli tiplerin" sürekli üstüne basarak söylediği "bencil tek çocuklardan" biri olarak bayağı geniş bir ailem olduğunu bir kez daha farkettim.Keyifliydi o kadar kardeş sahibi olduğumu görmek. Eveet, ilk değildi ama bu kadar resmi bir olayda daha ilginçti. Ve şahaneydi.

P.S. (3) Vaftiz defterini de imzaladıktan sonra "tamamdır".

P.S. (4) Sonia Rykiel vs Hervé Leger neticesinde kazanan Sonia Rykiel. Siyah, edepli, kiliseye uygun.  

 

 



 
        

Saturday, January 23, 2016

Gülmek=Sarhoşluk=Ayıp=Yeni Türkiye




Mevzunun iyiden bir üç haftası var da maşallah 2016 sağlı sollu ölümlerle başladığı için ne yazmaya, ne oturmaya, ne keyiflenmeye zaman bıraktı. En acısı da ölenlerin bir şekilde iyiler kontenjanından olup, leşlere bi bok olmaması. Maşallah, hepsi de semirmiş domuz gibi, g.tlerini sallayarak dolaşıyorlar etrafta. 

whatever . Yine bir ölümle, cenaze ile geçen haftasonundayız ama tamam artık biraz başka şeylerden bahsedilsin. 

Karasal yayın başka bir şeymiş, öğrenmiş olduk. Hani evet internet de çok etkili ama insanların hala karasal radyo dinlemesi güzel bir şey, en azından benim çok sevdiğim. O yüzden yaptığım işe de bayılıyorum. Ve tabii karasal yayında daha çok insana ulaşıp ulaştığın gibi daha çok insan da senden haberdar oluyor. Oradan buradan "aaa duyduk, dinledik, çok beğendik veya hiç beğenmedik" gibi laflar geliyor, eğlenceli ya da "amaaan" deyip geçip gidiyorsun. 

Açıkcası her lafı iyi veya kötü kaale almak gereksiz bir durum. Aksine üzerinde durmamak yürüyüp gitmek lazım. Özellikle de Türkiye gibi manasız şekilde herkesin her şeyi bildiği, her şeyden haberdar olduğu, her şeye hakkı olduğunu düşündüğü, herkesin en zengin, en bilgili, en v.i.p, en dahi, en güzel, en yakışıklı, en ahlaklı, en saygıdeğer insan olarak varolma çabası sergilediği bir yerde. 

Program gayet şahane, eh neredeyse 2 yıl oldu, artık karasal marasal, mutluluk derken pek eğlenceli, bol kahkahalı yılbaşı programının üzerine karının teki üşenmiyor mesaj atıyor "dj anotherstar sarhoş mu" diye ... Bir de yanına gülücük işaretleri koymuş sempatik olmuş. Barthez usturupluca cevabını verse de tabii kadının mesajı kendisi açısından oldukça acıklı hatta zavallı bir durumun ifadesi. Öyle ki "bir insan eğer bu kadar çok gülüyorsa kesin sarhoştur" ifadesini sürekli kullanması, "ama hayır, şaşırdım yani, tek başıma da değildim, 4-5 dinliyorduk, hepimiz sarhoş olduğunu düşündük, şaşırdık, bir insan böyle gülemez" gibi cümleleri tekrarlayışı filan ...

Yazık... Öylesine acıklı ve üzücü durumda ki :

# 1 Üşenmemiş gitmiş radyonun sayfasından mesaj atmış. 
# 2 Gelen usturuplu mesajın üzerine yine üşenmemiş bir paragraf daha yazmış, "hayır ama, nasıl yani? neden bu kadar gülüyor ki " gibi kendi acıklı durumunu daha da derinleştirmiş.
# 3 Gülmenin sadece ve sadece gülmenin mutsuzlar için ne kadar korkutucu, gülenler için ise ne kadar güçlü bir eylem olduğunu bir kez daha biz "sağlıklı" olanlara göstermiş. We got the power! 
# 4 Sarhoşluğun ise gülmekten de beter, ayıp bir eylem olduğunu ifade etmek istemiş ama ima etmiş, kınamaya çalışmş. Bu her ne kadar kendisini ve kendisi gibi düşünenlerin gülünç durumunu bizlere gösterse de bu zeka ve kapasi sahipleri ile gidilecek yolun çok zahmetli olduğunu ortaya koymuş.
# 5 Gülmeyi ve eğlenmeyi kendi hayatı içerisinde unutmuş. Ki açıkcası bu durumla hiç ilgilenmiyorum. 
# 6 Aynı şekilde bu ülkenin %90'ı ile ilgilenmemek, kaale almamak lazım. Gereksiz çaba. 
 # 7 Ama daha önce de dediğim gibi, heriflere bravo! Koskoca ülkeden bir kötülük ve gerzeklik abidesi yarattılar. 

Peki bu durum, ülkenin içindeki, insanların bu acıklı gülmekten korkan gülmeyi kınayan halleri Gülün Adı 'nı hatırlatmıyor mu? Orada da işlenen cinayetler Hz.  İsa'nın güldüğünü anlatan kitaplara ulaşmanın peşindeki rahiplere olmuyor muydu? Nedense güç sahipleri hep ciddiyetle, suratsızlıkla saygı uyandıracaklarını ama sonuçta ellerinde patladıklarını görmüyor mu? Kilise, rahipler, hıristiyan dini bunu yüzyıllarca yaptı, şimdi yumuşadı, kendisine bağlamak için yumuşamak zorunda kaldı. Bizde ise hala gerek din, gerek toplumsal baskı her türlü ciddiyeti savunan, kahkahadan, mizahtan, gülmekten uzak bir dünya algısını oturtmaya çalışıyor. Boşa kürek çektiğinin farkında değil. Yazık. Ama evet, yüzyıllar sürebilir geleceğin gelmesi.

P.S. Peki Umberto Eco 'nun ne kadar ama ne kadar büyük bir yazar-düşünce insanı olduğunu bir kez daha görmüyor muyuz? 

P. S. (2) Bu saatten sonra tanımam etmem seyretmem de ama Saba Tümer'ı sadece kahkahalarından ötürü sonuna kadar destekliyorum. Kendini bi bok sanan ciddi suratlı sevimsizlerin yanında. 

Wednesday, January 13, 2016

Karanlığa mahkum ülke


Önümüzde daha uzun yıllar var. Karanlık ve leşlik içerisinde gideceğimiz. Kimse milletin ne kadar iyi olduğundan, şahane karakterinde, yardımseverliğinden, misafirperverliğinden filan bahsetmesin çünkü ne olduğumuz artık iyice ortaya çıktı; kaypaklığımız, kötülüğümüz, ikiyüzlülüğümüz, korkaklığımız, dolandırıcılığımız, sığırlığımız, açlığımız, kıskançlığımız, başkasının mutluluğundan mutsuz olma halimiz, çirkinliğimiz ve leş kargası karakterimiz, yani her şey gün gibi ortada. 

Ama tepedekilere bravo! Gerçekten bravo çünkü bu çirkin karakter özelliklerini çok güzel tespit edip bundan bir abide yarattırlar; olması gereken rant peşindeki, kötülüğü yapıp da sonrasını önemsemeyen bir çirkinlik abidesinin tahakkümü altındayız. 

Bize kolay gelsin demekten başka çare yok, değil mi?