Saturday, January 19, 2008

Bir yıl önce bir yıl sonra

Farketmeden anı defteri, yıldönümü defteri gibi bir şeye dönmüş fani blogum ama hani ecnebilerin dediği gibi I can't help it. Ya manasız fil hafızam hatırlatıyor ya da Marcel Proust'un madeleine'lerinin tadı, kokusu misali gündelik hayatın kendisi yapıyor bunu.

Gerçi geçen yıl bugün hatırlanmayacak gibi değil. Hem içerde hem dışarda.

Cuma günüydü. Soğuk ama güzel bir cumaydı sanki (o gün giydiklerimi hatırladığımdan böyle diyorum). Acıtsa da sessizce, usulca biten gidenin ardından gümbür gümbür gelen fırtınanın elini "merhaba" diyerek sıkmış, gülümseyerek karşısına oturmuştum. Saatler sonra çantamdaki bling bling absolut şişesini hediye edeceğim Sekvotka'ya doğru gitmek için ayrıldığımda yine o arayıp haber vermişti "Hrant'ı öldürmüşler, dikkatli ol" demişti.

*

F.A. ve J.A. çok üzgündü. Her şeyden önce bir dosttu yitip giden. F.A. sürekli üç gece önce beraber yedikleri yemekten, her şeyin ne kadar güzel olduğundan, Hrant ile kızlarını konuştuklarından bahsediyordu. Demek ki her şey bir anda olup bitiyor, hiçbir şeyin ne olacağı, neye dönüşeceği bilinmiyor, tahmin edilemiyor. Hepimiz bir zar atıyoruz hayata başlarken, artık kime ne düşerse.

Biz çok üzüldük bu yitip gidene. Ama değişen bir şey olmadı 1 yılda, yüreğin acısı dinmedi. Diner mi bilinmez çünkü ateş en çok düştüğü yeri yakar, ne denilse ne söylense boş, geçmez o acı, kapanmaz o yara. Belki sadece üstü kabuk tutar. Ta ki biri gelip o kabuğu sökene dek...

Bugün saat 3'te nerede olacağım belli. Belki de aile geçminin ağırlığı sebebiyle hiçbir şekilde kitle, çağrı veya manif insanı değilimdir ama bugünküne giderim. Saygıdan. İnsana, haysiyete, düşünceye, ifadeye, dostluğa saygıdan.

**
"nothing can compare to when you roll the dice and swear your love's for me"
dice, finley quaye

No comments: